DESEM Kİ ...
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır ,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor ,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini ,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim ,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını ,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm ,
Sende tattım yemişlerin cümlesini .
Desem ki sen benim için ,
Hava kadar lazım ,
Su kadar mübarek ,
Nimettensin ,nimettensin !
Desem ki ...
İnan bana sevgilim inan ,
Evimde şenliksin , bahçemde bahar ,
Ve soframda en eski şarap .
Ben sende yaşıyorum ,
Sen bende hüküm sürmektesin .
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini ,
Rüzgarlarla , nehirlerle, kuşlarla beraber .
Günlerden sonra bir gün ,
Şayet sesimi fark edemezsen ,
Rüzgarların , nehirlerin , kuşların sesinden ,
Bil ki ölmüşüm .
Fakat yine üzülme , müsterih ol ,
Kabirde böceklere ezberlettim güzelliğini ,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede ,
Hatırla ki mahşer günüdür ,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum ...
Cahit Sıtkı Tarancı
( 1910 - 1956 )
Ayak Sesleri
.
Her aksam iste böyle gam gelir bana,
Benden kederli bir adam gelir bana!
Dostum degil gelen, benim garipligim,
Dostum mu var ki bir selam gelir bana?
Zehr oldu yar elinden içtigim kadeh
Zemzem de sunsalar, haram gelir bana!
Aglar gönül o yemyesil baharlara,
Meltemlerin hayali sam gelir bana!
Hüzzam olup giden o gizli yankilar,
Hala döner, makam makam gelir bana...
Toprak bu izdirabi örtmez yarin,
Tas yagsa kubbe kubbe tam gelir bana!..
Dinler elif adim adim bu sesleri,
Her aksam iste böyle gam gelir bana...
.
Bekir Sitki Erdogan
Gazel 3
.
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür
Gerçi cânândan dil-i seydâ içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-i dil-i seydâ nedür
Vasldan çün asik-i müstâgni eyler bir visal
Asika masukdan her dem bu istignâ nedür
Hikmet-i dünyâ vü mâfiha bilen arif degül
Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfiha nedür
Ah u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi
Ger belâ-yi isk ile hosnûd isen gavga nedür
.
Fuzuli
Amerika Sevdasi (1400)
.
Takma saç ve üniforma paltolardan önce
vardi irmaklar, candamarlari gibi irmaklar,
asinmis dalgalarinin tepelerinde kondor'un ve kar'in
kimiltisizca durdugu siradaglar vardi:
nem ve yabanil orman da bulunurdu, henüz
adi olmayan simsek, gezegenimsi bozkirlar.
Insan toprakti, kapti, titreyen batakligin
gözkapagi, bir çesit balçikti,
Karaib masrapasi, Chibcha tasiydi,
sultan kupasi ya da Arauco çakmaktasiydi.
Genç ve acimasizdi, gene de kanli kristalden
yapilma silahinin kabzasinda basiliydi
dünyanin basharfleri.
Onlari
ansiyamadi sonralari hiçkimse: rüzgâr
unuttu onlari, topraga gömüldü
suyun dili, yitirildi anahtarlar
ya da boguldu sessizlik ve kanda.
Yasam yitirilmedi, çoban kardeslerim.
Ama yabanil bir gül gibi
düstü kizil bir damla ormana,
ve bir yerlambasi söndü.
Öykünün akisini anlatmak için buradayim.
Yaban öküzünün barisindan
dünyanin bir ucunda kirbaçlanan
sahillere dek, Antartik isigiyla toparlanmis
köpük yiginlarinda ve bunaltan
karanliklarda, Venezuella sakinliginin
dikkaya oyuklarinda aradim
seni, babam benim,
karanligin ve bakirin genç savasçisi,
ya da seni, gelinlik bitki, yatirilmaz saçörgüsü,
ana-timsah, metalik güvercin seni.
Ben, dipçamurun gururlu Inkasi
dokundum tasa ve dedim ki:
Kim
bekler beni? Ve ezdim bir avuç
sirçayi parmaklarim arasinda.
Gene de dolandim durdum
zapoteka-çiçekleri arasinda,
ve isik bir geyik kadar yumusakti
ve gölge yesilce bir gözkapagi.
Sen memleketim benim, adsiz, Amerikasiz,
gündönümünün taçyapragi, erguvan mizrak,
köklerimden sürünür kokun tepeme dek,
bosalan kadehime dek, en taze söze dek,
henüz agzimdan dogmamis olana dek.
(Türkçeye çeviren: Ismail Aksoy)
.
Pablo Neruda
Hazan Bahçeleri
.
Kalbim yine üzgün, seni andim da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kirilmis gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Senden bosalan bagrima gözyaslari dolmus
Gördüm ki yazin bastigimiz otlari solmus
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmus
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
.
Yahya Kemal Beyatli
Ellerimi Bulsaydin
.
Bu vapur kalkar birazdan
Kalkip gidemeyen bir ben
Martilarin goturup getirdigi
Bu vapur kalkar birazdan
Kar soguklarinda iskele
Asiklara savunmasiz durur
Kalbime romatizma vurur
Bu vapur kalkar birazdan
Bu vapur kalkar birazdan
Kederimi yuklenip gitmez
Bir yangindir ki ansizin
Ask basladigi gibi bitmez
Bu vapur seni goturur
Palamari kalbime gecer
Kadikoy kac adimlik yer
Bu uzaklik beni oldurur
Beni denizlere alsaydin
Belki cocuklugum biterdi
Sen ellerimi bulsaydin
Bu vapur yine giderdi.
.
Nevzat Çelik
Bir Yeralti Nehrini Beklerken
.
Bir saz kadar mutlu
Ve hüzünlü basliyoruz bütün günlere
Ve bir türkü kadar sicak
Biliyoruz kidaglarin gögsünü saracak
Ve yerinden oynatacak olan safak
Onuru isik diliyle
Karanlikta koruyanlarla baslayacak
.
Adnan Yücel
Adim Sonbahar
.
nasil is bu
her yanina çiçek yagmis
erik agacinin
isik içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamasir
oysa ben aksam olmusum
yapraklarim dökülüyor
usul usul
adim sonbahar
(Ayrilik Sevdâya Dâhil,1993)
.
Attila Ilhan
Gizli Bakislar
.
Bir bakiski açiyor gönül muammasini,
Iki sevdali kalbin en gizli yarasini,
Bir bakis ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakis ki bazen sifa, bazen zehirli oktur.
Bir bakis, bir asiga neler anlatir,
Bir bakis, bir asigi saatlerce aglatir
Bir bakis, bir asigi askindan emin eder,
seven insanlar daima gözleriyle yemin eder.
.
Faruk Nafiz Çamlibel
Bir Gece Ansizin Gelebilirim
.
Bu kadar yürekten çagirma beni!
Bir gece ansizin gelebilirim.
Beni bekliyorsan, uyumamissan,
Sevinçten kapinda ölebilirim.
Belki de hayata yeni baslarim,
Içimde küllenen kor alevlenir,
Bakarsin hiç gitmem kölen olurum,
Belki de seversin beni kim bilir.
Kal dersen, daglarca severim seni,
Bir deniz olurum ayaklarinda,
Ask bu özleyis bu, hiç belli olmaz,
Kalbim duruverir dudaklarinda.
Ya da unuturum kim oldugumu,
Hatirlamam belki adimi bile,
Belki de çildirir, deli olurum,
Sana kavusmanin heyacaniyla...
Ask bu, bilinir mi nereye varir,
Ne durdurur özlemini, seveni...
Bakarsin ansizin gelebilirim,
Bu kadar yürekten çagirma beni.
.
Ümit Yasar Oguzcan
Mehmetçik
.
Ey Mehmetçik! kayalardan asagi akarsin,
Kanatlarin altina bir çift pençe takarsin.
Kükredigin zaman inler, ovalar ve daglar,
Ardindan aglar, analarla birlikte çaglar.
Sen yürüyünce yürür pesin sira gök ve yer,
Mezarindan dogrultsak basin tâ göge deger.
Kosup kanat takasim gelir zafer büstüne,
Her gece rahmet yagar Gelibolu üstüne.
Gün boyunca Sakarya tarafindan esersin,
Sana öldü diyenlere sessizce gülersin.
Çikamazlar kahpeler birebir karsina,
Satirlar yetmez oldu, kahramanlik marsina.
Ya estikçe esersin, ya costukça cosarsin,
Malazgirt’e, oradan Nigbolu’ya kosarsin.
Bir gün nöbet tutar bir gün sinirda gezersin,
Karsina çikmayan yilani, inde ezersin.
Kaninla, caninla destan gibi tarih yazdin,
Sana yan bakan olunca mezarini kazdin.
Gövden çelikten midir, vurulsa da yatmaz,
Keskin bakisli! sen oldukça bu hilâl batmaz.
Ey Mehmet! anan sirtlan degil arslan dogurmus,
Rabbim senin hamurunu tunç ile yogurmus.
(Eskisehir 15/11/2003)
.
Hikmet Küçük
Bekledim
.
Biraktigin yara yetmezmis gibi
Dertlerime yeni dertler ekledim
Ben aciya yoldas edip kendimi
Yillar yili dönüsünü bekledim
.
Mehmet Hamurcu
...Boslukta Ellerim
.
Ne çok yakisirdi masum yüzüne gözyaslari...
Hiç bir açiklama hiç bir cevap aramazdin.
Kalbime siginirdin bütün sorulardan kaçarak,
Kollarimda sukun bulur, öylece kalirdin.
Sigdirmak isterdim seni içime sigmazdin.
Gözlerinin içi gülerdi, sana baktigimda
Asiklara lugat gerekmez anlardin.
Kuru bir söz degildi bilirdin
Sensiz yasayamam derdim...aglardin...
Düsürmezdin dilinden sarkini hiç.
'' Ben sende tutuklu kaldim,
Kendi hayatimdan çaldim.''
Bir masalin kahramanlari gibiyken ikimiz,
Sabah gibi bir gerçege uyandik çirilçiplak
Baskalarinin arzulari kesti yollarini
Ve sen beni bana bagisladin.
Boyun egip gittin, içindeki aciyi kundaklayarak.
Unutma sakin, bir zamanlar,
Teninin o büyülü limaninda demir atan ellerim,
Sonsuza kadar sana uzali kalacak...
23 Agustos 2002 Ankara..
.
Engin Kahraman
Ates Böcegi
.
bütün kentler tanir beni
ben her kesi...
hepimiz bir yalnizligiz
hepimiz bir yalnizlikta
ve her kes sensin aslinda
ya da ben...
bütün zamirler ikinci tekil
ve zaman
hep durdugu yerde cümle içinde...
oysa
el deymemis bir karanlik isterdim
tek bir yildiz bile olmamali gökyüzünde
geceyi gece yapan karanlik,
ve ben bir ates böcegi olmaliydim
yalnizlik yaratan bir kalabalik
ve kalabalik bir yalnizliktan uzak
belki de bir adada
yalnizliginin farkinda olmadan...
kimbilir kolomb'un biri çikardi
kesfederdi yalnizligini adanin ve ben kesfederdim bütün yalnizliklari...
sen yoksan
ben bir ates böcegi olmaliydim
hiç bir rolüm olmamali
hiç bir sahnede
ben baglandim mi hiç bir imza baglamamali
ve sevdim mi yüzügümüz bile olmamali
hiç bir ülkenin vatandasi olmaliydim
ya da hepsinin...
geceyle yüzlesmeliydi karanlik
ve askla yalnizlik
her kes kendini yasamaliydi
bense sadece seni...
isigin bogdugu kadar kamasmaktayim simdi
ve toplumsal kefeni giydirilmis,
sadece rol icabi yasamaktayim
oysa
sen yasama karsi durusumsun,
sen benim isyan atesim
ve
meydan okuyusumsun dünyaya...
sevgim mavzer;
namlusunda ask fisegi
ve biz namli savasçilariyiz bu destanin...
sen yoksan
el deymemis bir karanlik olmali
tek yildiz bile olmamali gökyüzünde
geceyi gece yapan karanlik
ve ben bir ates böcegi olmaliyim
ve ben bir ates...
.
Özhan Hakan
Gece Nöbeti
.
Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramizdaki uzakligin karanliginda..
Geceler kisalip..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyilestiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dag kislalarinda..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmus yollara..
Isigi hafif..uykusu agir koguslarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çig gibi büyüyorsun rüyalarimda..
Sevgilim sevgilim
Yildizlari daha büyüktür bazi gecelerin
Nöbet kadar yalnizken ögreneceksin bunu da..
Artik daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca askin ögretemedigini..
Kolay degildi..
Yalnizca sevgilimi degil..evladimi da kaybettim ben..
Kaç aci birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardir insanin hayatinda..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
Iyi ol..
Sag ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..
.
Murathan Mungan
Haberin Olmaz
.
Bir gece ansizin rüyana girip
Bir ömür yasarim haberin olmaz
Seninle bir güne bir ömür verip
Sevdana kosarim haberin olmaz
Yagmurum; günesin ardindan gelen
Ferhat'im ugruna daglari delen
Belki bir mendilim yasini silen
Derdine düserim haberin olmaz
Bir sarki olurum senin dilinde
Dikensiz bir gülüm belki elinde
Belki bir yagmurum bahar yelinde
Saçini oksarim haberin olmaz
.
Yavuz Dogan
.
Çek Gözlerini Gözlerimden...
.
Çek Gözlerini Gözlerimden
Dolanir elim ayagim karisir dilim
Dalgalanir kabarir içimin denizi
Yeryüzü çekilir ayagimdan.. düserim...
Çek Gözlerini Gözlerimden
Ateslenir kanim yanar dudagim
Al basar pençe pençe yanagim
Bir hos havalanir içim.. dagilirim....
Çek Gözlerini Gözlerimden
Çosar duygularim atlarim boynuna
Sarmasik bedenim tutunur dallarina
Bana öyle bakma...!
Sahlanirim gözlerinde aska...
.
Ayla Eker
Bir Is Var
.
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu esya, bu pencere?
Degil,
Vallahi degil;
Bir is var bu isin içinde.
.
Orhan Veli Kanik
Zaman
.
Çayda akan su gibi , çölde esen yel gibi
Iste bir günü daha kayboldu ömrümün.
Ben ben oldukça iki günün gamini bir çekmem.
Biri geçip giden gün biri gelecek gün.
.
Ömer Hayyam
Güvercinim Uyur mu?
.
Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun
O doyumsuz lapaci güvercinler
Kursun bugusu güvercinleri severim ben
Kanat uçlari çelik yesili
Kus dedigin piyerlotisiz yasamali
Adaksiz avlusuz sadirvansiz
Buluttan süzmeli suyunu
Kusçular çarsisinda tüy dökmemeli
Benim güvercinim tunç gagali
Kimlerin bakisi kardesçedir
Kimlerin bakisi düsmanca
Kendisi hangi kavganin güvercinidir bilir
Tüneyip acimanin saçaklarina
Miskin sevilerle bitlenmez
Kanadindan çok pençesine güvenir
Baris taklalari süzülmeler
Gagalarda zeytin dali
Perendeler maviliklerde
Tüm gösteriler resimlerde kalmali
Güvercin dedigin uyanik olmali
Tüyler duman duman öfkeden
Yanip tutuysmali gözbebekleri
Sevgiden tipir tipir bir yürek
Özgürlügünce dövüsken
.
Rifat Ilgaz
Animsamak Kuslari
.
I
çatilarin üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarindan günisigi dökülürdü
cigerleri sökülür gibi öksürürdü
yokusa vurdukça erkenci isçiler
ekmeginin yanina günesi koyup
usulca bakkaldan çikan çocuk
bir çift kanat açardi kösede
ben dönerdim geceyarilarindan
üstüm basim çatisma içinde
sardunyalarin arasinda pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu
günaydin derken salt dudaktin
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mi öyle geliyordu
sen mi çok ufaktin
saçlarinda miniminnacik papatya
ardinda çiçek bahçesi
ayip bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alip götürürdün
körleme kalirdim
gidisini görüp de dönüsünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altinda kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanirim kalçalarindan almisti
o felaket huyu
II
kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yasin ve korkun
kimi vakit konugu olurdun
duvar diplerinde kalles
ölümlerin kokladigi evimin
tomurcuklari patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtigimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmis elmaya
çin çin mavi saçilirdi
en olmadik yerde etegin açilirdi
aklim karisirdi
ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarinda askla tüterdi
deger degmez dudaklarina
bütün sigaralar erkekti
III
sen hep oralardaydin küçük hos görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçimin her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sirtinda dalgalar yürüten
terim sogurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
iskence suradaydi cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardi yanima
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düserlerdi
bir ardima
IV
kapandi üstüme geceyarilari
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir agaç
gürültüyle kusuyordu
kapandi üstüme geceyarilari
sen yoktun
okul arkadaslarimin adini
telefon numaralarini sinema kapilarini
öptügüm ilk kiz gibi
içtigim ilk sigara ilk içki
çiktigim ilk afis gecesi gibi aklimda tuttum
bir senin adini
adini unuttum
animsamak kuslari
biçak uçmalari
.
Nevzat Çelik
Özür Dilerim
.
O güldügüm basit
ask sarkilari
Özür dilerim sizden
çok özür dilerim
Bu aciyi anlatacak
kelime yokmus meger
O yüzden hep ayniymis
cümleler.
''Ayrilik ölümden beter''
.
Erhan Güleryüz
Üçüncü Sahsin Siiri
.
Gözlerin gözlerime degince
Felaketim olurdu, aglardim
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdigin vardi, duyardim
Çöp gibi bir oglan, ipince
Hayirsizin biriydi fikrimce
Ne vakit karsimda görsem
Öldürecegimden korkardim
Felaketim olurdu, aglardim
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Agaçlar kus gibi gülerdi
Bir rüzgar aklimi alirdi
Sessizce bir cigara yakardin
Parmaklarimin ucunu yakardin
Kirpiklerini egerdin, bakardin
Üsürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, aglardim
Aksamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardi
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkip ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalirdin
Hayirsizin biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarina aldi mi
Felaketim olurdu, aglardim
.
Attila Ilhan
Ama Yoktun
.
Aslinda sen hiç yoktun
Sevgim çizdi yüzünün güzelligini
Tutkularim sekillendirdi bedenini
Özlemlerimdi mütevazi yapan seni
Önce var et,sonra ona tutkun
Zavalli yüregimi derde soktun
Ama aslinda sen hiç yoktun
.
Ömer Ulu
Tünel
.
Uzakta bir nokta, galiba isik,
Kaç gün oldu unuttum, ellerdeyim.
Olsun, ruhum buna alisik,
Zamanin basinda, ezeldeyim;
Sanirim tüneldeyim.
Uzakta bir nokta, galiba bosluk,
Bosluktan ötesi ne, var mi?
Çikisa yaklastikça içimde hosluk;
Insan, daha ötesini arar mi,
Ötesi var mi?
Uzakta bir nokta, galiba çikis,
Adimlar daha hizli.
Zaman, belirsizlige akis;
Yavas ve nazli,
Bazen hizli.
Iste vardim, sondayim,
Duygularim karmasik.
Tarifi zor bir andayim...
Ruhum, gördügüne asik;
Gözlerim kamasik.
(Eskisehir 6/1/2004)
.
Hikmet Küçük
Rüveyda
.
fezayi baglayarak yorgun kanatlarina
bir güvercin uçurup kitalar arasindan
çagirdin beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarini
derbeder kosup geldim isildayan tahtina
yarim koyup bir bardak kursun rengi çayimi
yikarak yalnizliga kurdugum sarayimi
yetim çigliklarimi duyurmak üzre sana
kosup geldim; ilistir beni memnu bahtina
adini söylemek istemiyorum
her hecesi amansiz bir kor dudaklarimda
her harfine yillardir simseklerle yaristim
zindanlara karistim, ölümlerle tanistim
adini söylemek istemiyorum
rüveyda dedigim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çigligimin atardamarlarindan
hangi yildizdir bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayilir bedenime
sonra açilir önümde istirab vadileri
silik renkleriyle adimlarima
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittigi menfeze dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz, mekansiz nefese dogru
uslanmaz bir yürek tasidigima dair
yaygin bir kanaat dolasir aynalarda
oysa rüveyda
bastanbasa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.
kitaplara sürdügüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasil utandigimi
bir dogrulsam egildigim yerlerden
agarir tanyeri nilüferlerin
alaca bir at kosar içimde
ezer toynaklari ile anilarimi
sular köpürmemeliydi rüveyda
kirilmamaliydi islak dallari hasret selvilerinin
ben zehire aliskinim, serbete degil
rüyalar hefret eder avare durusumdan
kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekes
yargilamak için zeval kayitlarini
inkilab bekliyorum
hangi umut çiçegidir bilmem, ellerin
uzanir da gönlüme rüveyda
derinden bir ok saplanir bagrima
beynimi çagiran bir sese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz, mekansiz nefese dogru
varligin cinayettir memleketimde islenen
akitir kanini en asil pehlivanlarin
yoklugun sükunettir kusatir evrenimi
varligin ve yoklugun ölümüdür baharin
artik eskisi gibi bakamiyorsun
göklerinde bir belkis otururdu rüveyda
binlerce gökkusagi olurdu kirpiklerin
günes bir anne gibi dururdu basucunda
artik dokunamiyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüs saçlarinda dolunay
ben bu kadar zulme layik miyim rüveyda
hangi ressami vurur bilmem, endamin
sarar da benligimi
ben beni tanimam kaldirimlarda
kafesleri yutan kafese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz, mekansiz nefese dogru
kirmizi bir kurdela baglayarak alnina
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ismarlama yüzler yok mu rüveyda
bu yapmacik bebekler
gözyasi akitirken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu
hangi çagin gelisidir bilmem, gülüsün
soluk bir dünyanin mezarlarina
gömerek gurbetimi
kapadi karanliga Yesrip, kapilarini
meydan okuyusun çagin ordularina
bilmem hangi mevsimin baslangicidir
doruklardan öte hevese dogru
alaca bir at kosar içimde
zamansiz, mekansiz nefese dogru
yasini tutuyorum kararttigim düslerin
yipranmis divaneler gibiyim sokaklarda
amansiz bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahi bedenimi
önümde, haksizligin hesaba çekildigi
hiç kimsenin kimseyi tanimadigi mahser
arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatirladikça yanip tutustugum resimler
söyle, nasil asarim pismanlik daglarini
yeniden bir nil olup tasar miyim çöllere
kim giydirir basima tacini nihayetin
kim takar bilegime hürriyet künyesini
karada balik gibi nasil yasarim, söyle
rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadi
ama dur, bosaltayim bütün çigliklarimi
asirlardir köhne barinaklarda
küflenen, çürüyen çigliklarimi
at vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardina sakladim kusurumu
sen orda kayitsizca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akiyorum
yine de, çignetemem kimseye gururumu
istenmedigim yeri sessizce terkederim
hatira kalsin diye birakir da ruhumu
mahzun bir dervis gibi boyun büker, giderim
.
Nurullah Genç
Bahar Sarkisi
.
Titrek bir damladir aksi sevincin
Yüzünün sararmis yapraklarinda
Ne zaman kederden tasarsa için
Sarkilar tasirsin dudaklarinda.
Islerken hülyama sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyada fecirler güler
Burusmus bir çiçek parmaklarinda.
Gözlerin kararan yollarda üzgün,
Ve bir zambak kadar beyazdi yüzün;
Süzülüp akasya dallarindan gün
Erir damla damla ayaklarinda.
Sesin perde perde genisledikçe
Solan gözlerinden yagarken gece
Sürür etegini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarinda.
Sen böyle kederden tastigin aksam
Derim dudaginda sarki ben olsam
Gözlerinde damla, içinde gam
Eriyen renk olsam yanaklarinda
.
Ahmet Muhip Dranas
Feryatlar Firardaydi....! (Biricik Babam Için)
Yasinler yarim kaldi ruhunun tesliminde,
Ellerin benimleydi az önce ellerimde,
Tez geldi aci haber dönüslerim güç oldu,
O kisacik varislar git gide uzuyordu,
Kapina geldigimde bir telas adimlarda
Sonra seni gördüm tüm fani bakislarda,
Göz yaslarim dizgini bosaltmisti bir kere,
Feryatlar firardaydi sarilirken Anne' me,
Sonra yanina geldim, uzanmis yatiyordun,
Yüzünde gelincikler, Cennete kosuyordun,
Hiç bir sey konusmadan alnindan öptüm önce,
Hemen mi gidiyorsun böyle alel acele,
Kefenini getirdik; cebi yok cepkeni yok
Anladim bir kez daha ölümden ötesi yok,
Yikayip ellerimle, sürdüm misler amberler,
Kardesim geliyordu, o da benden bin beter,
Ikimizde sarilip, seni son kez öperken,
Gelinin yola çikmis, ama geç ama erken,
Omuzumda tasidim hiç aklima gelmezken,
Kimler yoktu ki baba, musallaya giderken,
Namazini top yekun, kildik huzur içinde,
ALLAHIM hep çagirir kulu böyle sevince,
Mezarliklar içinde seninde yerin hazir,
Son durakta bir telas, topraklar sana nazir,
Ellerimle indirdim; yatirdim sere serpe,
Kardesimle ben hariç duruyorlar el pençe,
Ilk küregi kim kapti topragi atmak için,
Dostlarinda bir telas, senin rahatin için,
Buymus demek ki dedim topraga gelip gitmek,
Elden bir sey gelmiyor sadece sabir etmek,
Topraklara hasretin bitmedi kürek kürek
Masallarda sanirdim bir varmis yokmus demek,
Dünürüne kos yetis, bekliyor biliyorum,
Senin menzilin tamam, ben hala yürüyorum,
Günler sular misali, bilsen nasil geçiyor,
Annem helva yaptirdi, yedin diye veriyor,
Iste böyle babacigim, mekanin Cennet olsun,
Yattigin topraklara nurdan isiklar dolsun,
Kefenini getirdik cebi yok cepkeni yok,
Anladim bir kez daha ölümden ötesi yok.......!
.
Ali Altinli
Uzak, Sehir ve Hayal
.
Yedi sükût sakladim cennet oldu rüyama,
Adini kim koydu ey sonsuzlugun yarisi!
Hayal satiyor zaman sis konuyor hülyama,
Çigliklar bestelendi sana olsun darisi!
Nedir yalnizlik suda, ya da sende adalar?
Düsleri fayton tasir sükûnetin kâtibi!
Kimin kalbinde yesil derin uykuya dalar?
Kimdir bu manzaranin kus yürekli sahibi!
Köprü kurdum tarihle buz kesti ayaklarim;
Meger sükût tutarmis gölgelerde avcilar!
Kaç güvercin sitemi isittin kulaklarim!
Sadakatin ecrini kimden alir acilar?
Sirtinda yük mü dersin sur kokan bulutlara?
Kim asti kirpigine bu destansi yazgiyi!
Müjde dedin duydum ben göz kirptin umutlara,
Çöz at artik kanasin gül yaran su sargiyi!
Ey çok sesli hayatin çok renkli solgun yüzü:
Al senindir zaten öpülmemis bir bahar...
Sende kaybettim en son ey topraktan gökyüzü!
Kalbim yine bahari senin avcunda arar...
Kaç sigin sularina günesin Kiz Kulesi;
Öpsün seni alnindan sesin renkli Üsküdar!
Adin kokuyor tarih bu bahçenin lalesi,
Dalgalar kulagina söyle neyi fisildar!
Iki yakasi açik uslanmaz bir çocuksun!
Var git yollar senindir istedigin hayale...
Seni bulan gönlünde sonsuzlugu okusun,
Merhem olsun yüregin gül kokulu melâle...
Çok isikli yasama nazar eder galata:
Kalbindeki gözün mü, ya da nedir niyeti?
Yalnizlik senfonisi besteliyor hayata;
Kim kirdi yüregini ya bu neyin diyeti!
Haliçin sol yaninda kimin kalbidir atan?
Herkes bilir utanma fatih senin sevgilin!
Sana güzel yâr seçmis seni böyle yaratan,
Adini vustlat koymus kurdelesi gül gelin!
Meshur bir düs mü dersin uzagindan kurulan?
Yaradan yüregine hangi ruhu üfledi!
Seni görüp kaderce gözlerine vurulan,
Mecnun olup zamandan hayalini eledi!
Ey hayale ruh olan, ey zamanda can sehir!
Kelimeler müptela mana üfleyen ney’e!
Güllerin damarinda kan diye akan sehir:
Hangi dilde okusam ask çikiyor sen diye!
Sir tutan ellerine yagmur kurusu düstü;
Alnin kime sadakat kime verdin sözünü!
Yedi sükût demistim ne de güzel bir düstü:
Mihrimah avucunda rüzgâr öpsün yüzünü!
Kaç minare yemindir günes sirtinda batan?
Saçlarina kizili sarmak da nerden çikti!
Yine seher olunca sessizligi unutan,
Hangi dervisin ki o, sesi hala ilikti!
Sesi hala ilikti bogazin ve zamanin,
Kim koydu söyle bana cebine bu öyküyü!
Bilirim egik boynun önünde bu fermanin,
Sen kadar agir olsun, isterse de kus tüyü!
Gözü yasli yasamak ve gülistan ve gülzâr.
Sen eski bir saatin eskimeyen vaktisin!
Aksam sana gelirken elde hep aydinlik var;
Çift yürekli gülzârin ebediyet aktisin!
Için dolu Ibrahim, ates yükün yanmakta...
Kaç ogul kurban ettin adin oldu Istanbul!
Issizinda bir sair söyle neyi anmakta?
Al üstüne de aski, nefes al öyle durul!
Durul sen ve sen kalbin masiva yumaginda;
Hatirla da de bana gemiler nerde yürür!
Kelime sana mebni siir ören aginda,
Güvercin mi hicret mi hangisi seni bürür!
Yakin sana sen ve o, fetih estiren rüzgâr!
Kus kanadi tadinda muhâcir esen hasret!
Diner bir gün demisti, dua kabule mazhar...
Simdi gamzen mi Fatih sen mi Fatih’te sûret!
Zihni soru gülzârin: Kaç bülbüllü bir gül bu?
Toprak desen kül tutmaz, içi rüzgâr yemini!
Aksam dedigin serin, serin sende ask ve su!
Sözü eskimez ahdin, eskise de zemini...
Zaman sende seyyahken, mülteci zaman sana;
Ey peygamber müjdesi, kaç dualik aminsin!
Sana dogar günes, bil; ay, yildiz her an sana...
Tut elimi tarihim tut da feryadim dinsin!
Günes gitmez korkma sen, gitmeden kalbin senin!
Güzelim saçlarinda gül tutarken sadakat!
Binbir renkli sirri bu sonsuzlugu çizenin...
Sana uzak düs kurmak inan kalbe mesakkat!
.
Yahya Kurtkaya
Tut ki Gidiyorum
.
Bir amansiz Istanbul aksami
Yorgun kaldirimlarinda serseri adimlar
Bir güvercinin kani damliyor sehre
Bir ucuz haber bülteni asilsiz bir ihbar
Ben yakmisim Istanbul'u
Sila rengi gözlerine yandigim kadar
Sila rengi gözlerinde ben rehin
Ben kayip ben kaçak
Katil zanlisiyim bu sehrin
Tut ki araniyorum
Içindeyim bütün faili meçhul cinayetlerin
Hüküm giymis yüregimde alaca bir ayrilik
Ve dem tutmus sevdanla yakiyorum kendimi
Ardimda biraktigim üç emanet
Türküm silam ve sen sevgili
Yanibasima sensizlik yagdi her gece
Bir ani ölüm ansizin pusuladi benligimi
Ve sevda tütülü saatlerde
Bir masum karanfil yalayip geçti
Bütün sevdalilarin alnini
Yanibasima sensizlik düstü her gece
Sila rengi gözlerin isgal etti düsüncelerimi
Sensiz kaç yalnizlik ugurladim canevimden
Düslerimi kirli havasina terkettim Istanbul'un
Tanimadigim üç bes kisiye ödünç verdim meteliklerimi
Ve bu bela kokulu sehrin sokaklarinda
Kaç kisi gördü
Hasretinin zehir izmaritlerini ezdigimi
Kimler bildi sensiz soluklarimda intihar koktugunu
Soguk bir gecenin sirtinda nöbetteyken hayat
Kaçi anladi yarali aklimda misafir yoklugunu
Hasretimden kimler haberdar
Beni Istanbul'a kim ögretti
Nerden geliyor bu infilak sesleri
Yüregimdeki yangini kim ihbar etti
Seni özleyince yaniyor sehir
Bir kor düsüyor sag yanima
Bir çig telasi
Hani o kimsenin bilmedigi türden
Her sabah sehri sisler kapliyor
Bir tren kalkiyor usulca gözbebeklerimden
Sana adanmis siirimde bir sair agliyor adima
Ve sensizligin safaginda bir postaci
Hasretin pulsuz mektubunu koyup gidiyor kapima
Seni özleyince kaniyor sehir
Bir çocugun bugulu bakislarinda
Sakli kaliyor tebessümler
Içimin issiz iklimlerinde bir sevdadir büyüyor
Bir papatya beyazi dokunuyor tenine aksamlarin
Gözlerin bir sevda niyetine daliyor yüregime
Bir kibrit alevinde düsler
Ötesine savruluyor zamanin
Bozbulanik bir hasretlik
Ince ince isleyince içime
Oklari bana degiyor ayriligin
Gözlerin bir türkü niyetine daliyor yüregime
Türkümüze kursun sikiyor ihanet a canim
Istanbul benzemiyor sila rengi gözlerine
Umuda kursun sikiyor ihanet iste
Ayrilik niyetini bozuyor sevdanin
Hani çekilir bu sevdanin yükü de
Yokluk aliyor sabrini adamin
Bir amansiz Istanbul aksami anlayacagin
Yorgun kaldirimlarinda ben
Hasretin kani damliyor sehre
Can göçüyor bir virane sensizlikten geçerken
Hüküm giymis yüregimde alaca bir ayrilik
Dem tutmus bir sevda
Üç yalnizlik üç emanet
Ugruna ölümle tanis çiktigim
Hani yummadan gözlerimi
Birbasima bütün sehri yaktigim
Tut ki gidiyorum
Sila rengi gözlerinde kursunlayip hasreti
Bir amansiz Istanbul aksaminda yakiyorum kendimi
Ardimda biraktigim üç emanet
Türküm silam ve sen sevgili
(10 agustos 2002 ERCIS)
.
Gülsen Çagan
Süreyya Tepelerinle-Istanbul
.
Tarihi yüreginde saklayan kutsal sehir
Sahikalar diyari, beldelerin sahisin
Yedi tepe üstünde duran ihtisaminla
Sen; süreyya savkiyla arsin padisahisin
Vuslatin gökkusagi efsun köprülerinle
Avrupa’yla Asya’nin ezelden nikâhisin
Hangi yildizlar bana senin lem’ani verir
Ayni toprak üstünde dinlerin dergâhisin
Simdi Otagtepe’de saha kalkar kir atin
Canlanir fetih ruhu; Gûrani, Ulubat’in
Gemiler karalardan dökülür pâre pâre
Konstantin selam durur fetih müjdeli yâre
Tekerlekli kuleler, sahi, havan toplari
Orta Çag’a kapanir Topkapi’nin surlari
Bizantion’dan gelip Dersaâdet’e varan
Bir Osmanli destani meydanlarda mehteran
Aksemsettin mutmain, handan mâbed-i kadîm
Intizar nazli bebek, Yeni Çag’a ilk adim
Fatih’le malihulya ilk namazla gül olur
Tac-i Kayser tarumar, didâr Istanbul olur
Ne zaman yalniz kalsa yakamozlarin sesi
Sevda tepesi mahzun, ayrilik Kiz Kulesi
Leandros seni içer, Hero sende bogulur
Çiçek açan iki yâr deniz/de hazan olur
Asiklari kavurur, yakar Üsküdar gibi
Ask yokusu duada Hüdâyi arar gibi
Hüzünler kenetlenir Haydarpasa Gari’nda
Ayrilik çesmesinde, Harem Otogari’nda
Selviler ve mezarlar meftun ‘Yalniz Selvi’ye
Dür-i yekta gibisin muhacir Ümraniye
Uçup Hazerfan gibi Galata Kulesi’nden
Cemâlini gözlesem gögün penceresinden
Resmetsem eskalini mestane gözlerime
Deruni siirlerle tilsimli sözlerime
Mah-i taban isitsa gönül mes’alesini
Mehtaplarda saraylar bulur mu sulesini
Ruh-i derya canlansa kalbin selalesinde
Hünkârlar fermanini sunsa gül hâlesinde
Sehr-i Lâle yeserse, Emirgan olsa yüzün
Misk-u amber yayilsa sinesine gündüzün
Sâdabad olsa yollar ritmine seyyahlarin
Cumbali evlerinde sultan-i yegâhlarin
Çinar’in rayihasi sehzade güllerinde
Hüsn-ü ask dile gelse nâzen bülbüllerinde
Haykirsa gökkubbeye nasil kovuldugunu
Yegâne sevdasinin Istanbul oldugunu
Bir narli gecedir ki sabahinda istikbal
Iremin aynasidir, günahin/da istiklal
Dünyadan bir minyatür, her nefes bir kâinat
Akar insan selleri mahsere kanat kanat
Gurup vakti girince sularin ruseninde
Altin Boynuz canlanir Pierre’in gülseninde
Menzil midir Karaköy revan gemilerine
Medeniyeti tasir dünya iklimlerine
Kumbaraci yokusu gemilere yas tutar
Umut dahi yanarsa cigerleri pas tutar
Camilerin endami, kubbelerin ahengi
Süleymaniye’de sir Mimar Sinan’in rengi
Sehrayinlarinda lâl, segâhlar deste deste
Bes vakit yankilanir ulvi ilahi beste
Çamlicalar, Yûsâ’lar, mavi bogaza bakar
Gülhane Hasbahçe’de tarih Istanbul kokar
Bogazinda mücellâ inci gerdanligin var
Sen ki muhacir kizi, seni sevenler anlar
Derûnumda bir aci Bâb-i Âli/de kanar
Suriçi masum bakar, sahafta tarih yanar
Yüregim Yedikule, Ayasofya hasretim
Yeni Cami’de kuslar simdi öksüz ve yetim
Eyüp’te mihmandarlar Necip’lere yâr olur
Islâmbol; gül destesi, maneviyati solur
Sen; Dergâh-i Selâtin, âbide Âsitâne
Sensiz nagmeler hüzzam, sensiz gönül virâne
Haykirsam seher vakti denize feryadimi
Faytonlar adalarda sayiklar mi adimi
Kadiköy rihtiminda agit yakar vapurlar
Bogazda firtinalar, martilarda çigliklar
Karacaahmet gamli, Âsiyan’da mâtem var
Kasim, Dolmabahçe’de bir çocuk gibi aglar
Nice ozanlar seyda sana serenadinda
Her tavus seni görür rengârenk kanadinda
Güzelligin bergüzâr, bakislarin sehr-i yâr
Sehrengiz, tebessümün her mevsime nevbahar
Bir yanin Ibrahim’dir, atesinde gülistan
Bir yaninda kol kola diskotekle kabristan
Siyahin ve beyazin iki ayri bahtisin
Lügatin Napolyonca dünya payitahtisin
Hangi dile çevirsem adini destanlasir
Hangi gülü koklasam ruhum Istanbullasir
Sen ey! Maveradan gelen Nebi mustusu
Sen ey! Gülizarimin en güzel süsü
Is tin bolin, bakma öyle yüzüme Antonina
Son duam, arzuhalim, beni de al yanina
.
Mustafa Atis
Istanbul Hatirasi
.
Sandallar yosun rengi deniz göge boyali
Rüzgar dalgalaniyor bulut dagilmis suya
Bir ag atilmis sanki mavi yesil oyali
Göreni esir eden sehir yatmis pusuya
Sandallar yosun rengi deniz göge boyali
Yedi tepe yedi renk düsürmüs ebrusuna
Köpüklü ninnilerle uyuyor kiz kulesi
Mehtap pullar yagdirir mavi gelinligine
Sehir sirrini eser kabariyor nefesi
Özgürlügü fisildar gece serinligine
Köpüklü ninnilerle uyuyor kiz kulesi
Kaçar ince gölgesi suyun derinligine
Sehzadeler uyansin gün doguyor saraya
Iste aralaniyor sedef kakmali kapi
Bir karanfil kokusu yayiliyor odaya
Günesin nazarindan eriyor tütsü kabi
Sehzadeler uyansin gün doguyor saraya
Çig düsmüs bulutlarin parildiyor kanadi
Bir rüyasin Istanbul tarihi müjdeleyen
Hayata yol arayan viraneler sendedir
Her aksam gün batimi denize ates süzen
Su içre susuz yanan divaneler sendedir
Bir rüyasin Istanbul tarihi müjdeleyen
Ismimi sayiklayan efsaneler sendedir
Bab-i Ali yazdirir askin elifbasini
Demlenip koyulasir sohbet bogaziçinde
Kanlica’da mayalar çogalan sevdasini
Mayhos bir tad birakir masugunun içinde
Bab-i Ali yazdirir askin elifbasini
Kapanir ayagina Çamlica Tepesi’nde
Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden
Hüzün baglar bulutlar çöle yagmur adanir
Ravza’da bican düsen kuslarin sinesinden
Istanbul sultaninin duasi kanatlanir
Bir selam uçurulur Eyyub’un hanesinden
Kum damlatir seraba hasreti dalgalanir
Düsecek mi hayalim bir gün topraklarina
Ey yorgun gölgeleri hayat düsleyen sehir
Siyah-beyaz bir resim uzanir mi bagrina
Hangi asik basini dizlerinde eritir
Düsecek mi hayalim bir gün topraklarina
Su alnim yazisini hangi tasa söyletir
Ab-i hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen
Yandiginca dirilen ulu çinar sendedir
Destanlardan derilip arzin kalbine düsen
Gömüldükçe yeseren fasl-i bahar sendedir
Ab-hayat da sensin zümrüd-ü anka da sen
Yedi rengin terkibi kutlu seher sendedir
.
Pinar Deniz
Sehirlerin Sultani
.
Peygamber haberdardi görecegin fetihten,
Kutsal bir hediye ki sunulmussun Fatih'ten.
Tarihle kuçaklasip yillari astin geldin,
Haçtan dönüp hilale hakk'a ulastin geldin.
Bagrinda Ayasofya Osmanli'nin gelini,
Kiyamam yad ellere saçinin bir telini.
Topkapi Sarayi'nda yüce adalet kasri,
Bütün ihtisamiyla anlatiyor o asri.
Efsunlu güzelligin baska sehir sevdirmez,
Boncuk mavi sularin sana nazar degdirmez.
Vira bismillah deyip açilsak bu sularda,
Bambaska bir güzelsin sümbüli havalarda.
Kislari dügün yapip gelinligi giyersin,
Bahardaki halinle sen bir ömre bedelsin.
Askinin atesiyle ne gönüller yaniyor;
Sende dogan yasayan, cennetteyim saniyor.
Bogazdaki gemiler kugulari andirir,
Her yanda ezan sesi kalpleri uyandirir.
Kiskanir küle döner Ankara yesil Bursa,
Göreni büyülüyor gözlerinde ne varsa.
Bir kere gören asik vermez seni ellere,
Ey sehirler sultani! Destan oldun dillere.
.
Türkden Türknur Kadioglu
INSANbul
.
beni çagirdin geldim mezarimdan kalkarak
ölümüne asili yasamaktan korkarak
Istanbul ah!
merhamet ve ilahi! sen ol sözümü kesen
beni iki ses özler, biri yagmur biri sen
Istanbul dost!
iki bin bes yüz yildir yas gününü kutlarsin
gögsün milyonlarca mum, üflersen rahatlarsin
Istanbul yük!
saçi daginik güzel! toplama etrafini
yeter ki varoslarin çeksin fotografini
Istanbul sis!
y a k a s i bir araya gelemeyen fukara!
bir seyiyle besmele, her seyiyle Bakara!
Istanbul sir!
Taksim! dedim do re mi sonra fa sol Beyoglu
insan dilendim; baktim H e y b e l i/adam dolu
Istanbul mesk!
kizmazsan seni yanlis anlayabilir miyim
dinleyebilir miyim dinleyebilir miyim
Istanbul his!
avcun insan bollugu abdestini alirsin
ellerin kimsesizlik yutkunmanla kalirsin
Istanbul nefs!
bilseydim ellerinin ellerim oldugunu
yazar miydim sanirsin sende her buldugumu
Istanbul kör!
cahil olan ögretsin, âlim olan ögrensin:
yattigim yer Ankara, uyandigim yer sensin
Istanbul gör!
rüyami nesne yaptim Sultan Mehmed’i ayna
baktim, padisah oldum Topkapi Sarayina
Istanbul gül!
içim Misir Çarsisi Kumkapi balik hali
damarimi kemirdi tokluga aç ahali
Istanbul hirs!
benim disim/da deniz, senin için/de deniz
disim, için... f e l s e f e! bogulmaya nedeniz
Istanbul us!
vücudu mis gibi kir, kafasi sisen gebe!
içindeki çocugu doguramayan ebe!
Istanbul ses!
kuytunda tiner sesli bir çocuk yatiyordu
Azrail dudagina seni dayatiyordu
Istanbul son!
seyreden seyredilir Piyerloti’den seni
Eyüp alnini öper, Eyüp Sultan enseni
Istanbul kos!
gölgem haritan senin; sehrim yok, harabenim
adimi bulamazsin, imzami ara benim
Istanbul hey!
sen bogazina kadar suya batmis bir sehir
ben topuguna kadar sudan çikmis bir sair
Istanbul ask!
.
Emre Simsek
Isim Acele
.
Gökte zamansizlik hangi noktada?
Elindeyse yildiz yildiz hecele!
Hüküm yaziliyken kara tahtada
Insan yine çare arar ecele!
Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadagin, emek yüzüstü;
Toplayin esyami, isim acele!
(1972)
.
Necip Fazil Kisakürek