Nasil Olduysa...
Nasıl olduysa birden adımı unuttum
Adını unuttuğum o sıcak şehirde
Yıldız alacası yüzen bir zakkum
Yanımda o hayal kız ikide birde
Yolumu gözlerine bakıp bulduğum
Sahi ben ne hırçın bir çocuktum
Ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
Mısra mısra başımı belaya soktum
İzmir ceza evi dokuzyüz kirk bir'de
Kaşla göz arası liseden kovuldum
İnanmakta geç sevmekte çabuktum
Bazen yaşadıklarım aklıma gelir de
Kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum
İstenmeyen adam hemen her devirde
Hemen her devirde ateşten bir buluttum
Binlerce umuttan belki bir umuttum
Attila Ilhan
Bitti O Sevda..
Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
Kaybetti kumarda gözlerim
Kaybetti kumarda gözleri.
Bir koru rüzgarlandı göğüs bosluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekik gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.
Ne kaldı
Farkında mısın bilmem
Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı.
Edip Cansever
Adam
Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı.
Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adam yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.
Cemal Süreya
Değişik
Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince
Dalın yüksekliğince rüzgarda
Ve bir yeni ömür
Vardığın çimen yeşilliğince
Nerde gördüklerim?
Nerde o beklediğim
Rengi başka
Tadı başka..
Can Yücel
Alisim
Kasnağından fırlayan kayışa
Kaptırdın mı kolunu Alişim!
Daha dün öğle paydosundan önce
Zileli'nin gitti ayakları.
Yazıldı onun da raporu:
"İhmalden! "
Gidenler gitti Alişim,
Boş kaldı ceketin sağ kolu...
Hadi köyüne döndün diyelim,
Tek elle sabanı kavrasan bile
Sarı öküz gün görmüstür,
Anlar işin içyüzünü!
Üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
Ağanın davarlarına geçer...
Kim görecek kepenek altında eksiğini
Kapılanırsın boğazı tokluğuna.
Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
beklesin mızrabını.
Sağ yanın yastık ister Alişim,
Sol yanın sevdiğini.
Ama kızlar da, emektar sazın gibi,
Çifte kol ister saracak!
Rifat Ilgaz
Onu Bir Gün Görmedim
Yüzüme sert çizgiler çekti senin adını,
Hasret saatlerini saydı saçımda aklar.
Senin ağzından çıkan bir cümlenin tadını
Ne bugün içki verdi,ne bu gece dudaklar!
Sorma,nasıl yollarda tutunabildiğimi,
Nasıl siyah rüzgara yaşımı sildiğimi...
Görür görmez kapında yere devrildiğimi
Ürperdi bir tekinsiz kedi gibi sokaklar.
Gece muzlim şeklini bana çizmese perde,
Sesin bir sırça gibi kırılmazsa içerde,
Beni bugün serilmis görenler orta yerde
Yarın da bir çukurun içinde bulacaklar...
Faruk Nafiz Çamlibel
Eylül Sonu
Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavasca bitmese, günler kısalmasa...
İçtik bu nadir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bor böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile
Yahya Kemal Beyatli
Telgrafhane
Uyuyamayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artik o eski sen değilsin
Sen şimdi işsiz bir telgrafhane gibisin,
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketinin hali
Düzelmeden dünyanin hali
Gözüne uyku girmez ki
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
Melih Cevdet Anday
Külleri Eselemek
.
Içimi ezer delice bir cesaret
görünmez bir el kilitler kapilarimi,
miskinligimden degil bu minnet
çaresizim seni sevdigimi söyleyemem.
Dilsizim.
Çirpinmayi bile unutmus bir serçe
gibi saklarim gögsüme kanatlarimi,
kadinligin böyle karsima dikeldikçe
utanirim seni sevdigimi söyleyemem.
Dilsizim.
Bilinç denen şey seffaf bir hançer
her gece deşer yaramı,
yıllar divane ömrümden zulümle geçer
halsizim seni sevdiğimi söyleyemem.
Dilsizim.
Eski yalnızlıklardır soframdaki nicedir
hayatla katlayamam yorgun yaşımı,
büyük asklar hep gecikmeli gelir
garibim seni sevdigimi söyleyemem.
Dilsizim.
Erken geldin dünyaya, benden önce
benden önce koştun yollarımı,
şu ince yğgmur dinince
gideceğim seni sevdiğimi söyleyemem.
Misafirim.
Hüseyin Ferhad
Üç Dil
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde düsünüp rüya göreceksin
En azindan üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayagin kadar senin
Ana sütü gibi tatli
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabanci
Her kelime arslan agzinda
Her kelimeyi bir bir disinle tirnaginla
Kök sökercesine söküp çikartacaksin
Her kelimede bir tugla boyu yükselecek
Her kelime bir kat daha artacaksin
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Canimin içi demesini
Canim agzima geldi demesini
Kirmizi gülün ali var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atin ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
Insanin insani sömürmesi
Rezilligin dik alasi demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin
En azindan üç dil bileceksin
En azindan üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azindan üç dil
Çünkü sen ne tarih ne cografya
Ne su ne busun
Oglum Mernus
Sen otobüsü kaçirmis bir milletin çocugusun.
.
Bedri Rahmi Eyüboglu
Korku
Korkuyorum annecigim, nerde ellerin
Bu gecelerden ki kalbe asina
Havalarda büyük misafirlikler dolasiyor.
Korkuyorum degerken karanligin hayatina.
Korkuyorum annecigim, nerde ellerin;
Bu adamlar ki çalismakta
Sabahin temiz sarkilari,
Yükselmis bayraklar uzakta.
Korkuyorum annecigim ellerin nerde
Oksa benim saçlarimi rüyaya bedel.
garip ninnilerle uyut beni,
Korkuyorum yasamaktan ki, çok güzel.
Fazil Hüsnü Daglarca
Gel
Gam elinden benim zülfü siyahim
Peykan degdi sinem yaralandi gel
Suna basin için aglatma beni
Bugün sevda candan aralandi gel
Gamdan hisar oldum mekanim yurdum
Isitmez avazim dinlemez virdim
Bir degil bes degil on degil derdim
Dügümler bas verdi siralandi gel
Hasretine vasil olam mi böyle
Mecnun'a da baki kalir mi Leyla
Ölümlü dünyadir gel helal eyle
Yüklendi barhanem kiralandi gel
Ne çekerse dertli sinem dag olmaz
Günler gelir geçer ömür çogalmaz
Nesterlidir yaralarim unulmaz
Gögerdi çevresi karalandi gel
Pir Sultan Abdal'im haftada ayda
Günler gelir geçer bulunmaz fayda
Gönül Hak arzular canim hayhayda
Topragim üstüme kürelendi gel
Pir Sultan Abdal
Çok Sey Var ki Geride Kaldi
Çok sey var ki, geride kaldi
Dönüs yollari kapali,
Kara otag içindeyim;
Yerde de kara bir hali...
Çok sey var ki geride kaldi
Nice sisli-sevgili yüz
Her biri bir yönden öksüz
Kiminin ardinda kalinir,
Kiminden önce ölünür
Zamanla hersey silinir,
Bir gerçek yalniz bilinir:
Tanri verdiydi, O aldi....
Ne çok sey geride kaldi
Ne çok sey geride kaldi
Hüsrev Hatemi
Mavi, Maviydi Gökyüzü
Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdi
Boslugu ve üzüntüsü
Içinde ne garip yazdi...
Garip, güzel, sonra mahzun
Isikla yagmur beraber,
Bir türkü ki gamli, uzun,
Ve sen gülünce açan güller.
Beyaz, beyazdi bulutlar
Gölgeler bugulu, derin;
Ah o hiç dinmeyen rüzgâr
Ve uykusu çiçeklerin.
Mor aydinlikta bir çinar
Veya kestane dibinde;
Mahmur süzülen bakislar
Ikindi saatlerinde...
Birden gülümseyen yüzün
Sabahlarin aynasinda
Ve beni çildirtan hüzün
Iki bakis arasinda.
kim bilir simdi nerdesin
senindir yine aksamlar
merdivende ayak sesin
rihtim tasinda gölgen var
Ahmet Hamdi Tanpinar
Dostlar
Geldin mi, iyi
Yollarindan yürüyüsler sizdiran sonbahar
Bir tenhaligi eskisinden çok sezmeyi
Bakimsiz bahçeler mi olur, büyük ahsap bos odalari mi olur
Ne olur
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Eski bir kadini eski bir park kanepesinde birakan sonbahar
Aldatilmis bir yüzü yagmur oluklarinda
O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittigi
Gece yarisi kokularinda
Yosunlu bir kiyida ancak
Dilinde çakillarin ve derinligin en son tadi
Iste
Bir vakit daha geçti, simdi ne yapsak
Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Sonbahar
Sen mi kaldin bir
Yok birsey yapacak.
Bin dokuz yüz yetmis bir yazi, ey unutulmayan yaz
Biraktigin gibi mi kalsak
Bir çiçek milyon kere katilasti eridi
Açti dagildi
Yasamadi hiç belki
Bir isik olsun yakmadi
Tuzlu ve islak bir isik
Tankerler geçti kiyilardan gene
Suyu zonklataraktan
Gül koktu saçlarinda tasidiklari benzin
Senin saçlarinda
Alnin üstünden kuzular inen bir tepe gibi egildi
Boynun bir uçurumdan çekiliyormus gibi gergin
Bitti o yaz, simdi
Yerlesti çoktan
Bize sevmeme gücü veren güzellik.
Tenha bir meyhanede oturuyorduk sevgilim
Izmir'in eski rihtiminda
Bilirsin, severim çok Izmir'in eski rihtimini
Hani bir çesit kuslar vardir bulanik denizinin
Insanlar gibi konusur o kuslar bazen
Ve unutulmus diller gibi pek anlasilmaz ne konustuklari
Millerce yil öteden bir tenhaligi sözlendirirler
Hatirla
Ne demistim o gün ben sana
'Her tenha semtte kurulmamis bir saat yakisir'
Benim o bunaltili günlerimden kalma bir misra
Ve sense bana Aragon'un
-Parisli sair, yüzü aslan dolu-
Simsicak, dipdiri bir misrasini anlatmistin
Seninle ve parmaklarinla
Bardakta duran suyun bir akarsuyu
Nasil kiskandigini anlatmistin boyuna
Nasil mi
Dedim ya, seninle ve parmaklarinla
Neden olmasin, yeni yakilan bir sigarayla da anlatilabilir siir
Apansiz bir yolculukla da
Bir karpuzu ikiye bölmekle, bir portakali dilim dilim ayirmakla
Anlatilabilir
Ama bizim memleketimizde siir
Yazik ki ölümle anlatilir biraz
Ölümle anlasilabilir
Olsun, diyeceksin ne çikar bundan
Biz hayati siirden
Siiri hayattan özümlemedik mi
Ölümde girse araya
Sahici asklar kurmadik mi seninle
Tertemiz, dosdogru asklar
Izmir'de
Izmir'in eski rihtiminda
Unutmak için simdilik
Kolayca unutulmaz ya
Içimizdeki bin dokuz yüz yetmis bir yazini.
Yeni bir yüzmüydü ne
Kuru bir bozkiri çikarip gögsünden
Yeni yazdigi bir siiri düzeltiyordur Ahmet Oktay
Alnini dayayaraktan cama
Kalemsiz kagitsiz yazar çünkü Ahmet Oktay
Içinden geldigi gibi
Ve misra çeker durmadan, hafifçe egri sirtini dogrultarak
Nemlenir kimi zaman da gözleri
Siir yürür, siir sever, siir içer mi
Siir mi
Yürür de, sever de, içer de elbet.
Kocaman bir sevgi miydi ne
Dünyanin bütün zamanlarini dolasan
Bastirip gögsüne bozkirin
Ey, baksana, diyor, ne biçim kent bu
Geçerek caddelerinden
Dalarak meyhanelerine
Ne biçim kent bu
Bilmiyor ki nice insan kolsuzdur
Sevgisizlige, bir sevgisizlige kullanirlar kolu.
Hohlayip siliyorum iyice
Gözlügümün camlarini
Göge bakiyorum gözlerimi kisarak
Güneye gidiyor bir leylek sürüsü
Yeni Caminin üstünde
Son bir defa daha süzülerekten
Erimeye yüz tutuyor kentin pembe kapilari
Günbatimi!
Günbatimi! yeni konusmaya baslayan bir çocugun diliyle
Kolumu tutuyor Fesi Naci, su manzaraya bak, diyor
Tam Galata Köprüsünün üstünde
Diyor ya, biz alistik, yüreklerimize bakiyoruz gene de
Uykusuz gecelerimize bakiyoruz: onurun uykusuzlugu
Susturulmanin
Ve gün batimiyla leylek sürüsü
Hüzünlü bir görüntüyü akitiyorlar Naci'nin yüzüne
Kirilmak ama birlikte
Birlikte, ama kirilmamak
ve sanki kalplerimiz her yani dökülen bir otobüste
Öyle
Iste son damlalarini da birakiyor günes
Karanlik bastiracak neredeyse
Tirmaniyoruz Yüksekkaldirimi
Iyi biliyoruz, sevgimiz de öfkemiz de yalniz bizim olmamali
Günes çekiliyor iyice
Ne manzara kaliyor, ne gögün evlerindeki kizarti
Ak bulutlar kara bulutlar
Ötede bir bulut yavrusu
Bilinmeli, diyoruz yeniden
Yeniden baslamali, yeniden
Dostum, görüyorsun ya iste
Bozuldu birkere umudun ordusu.
Gelsene, diyordu Izmir'deki sevgilim
Son mektubunda
Kemetaltindaki kahveleri anlatiyordu
Ince belli çay fincanlarini
Kim bilir, belki de avutmak istiyordu beni
Unutup kendi mahzunlugunu
O kadar çabuk yeserir ki, diyordu umut
Öyle çabuk çiçeklenir ki
Güçtür çünkü, herseyden daha güç
Denize, göge topraga karismis bir kalebentlik
Üstelik biliyorsun da
Öfkeliyiz, öfkeyse sonuçtur er geç
Bir ask gibi yasamak gerek öfkeyi
Sevginin agitidir bir bakima
Ve bir gün de gelebilir ki sevgilim
Kapkara bir davet olabilir kin
Zulmün ve tutsakligin diyeti olabilir
Sen bunu bilemezsin
Bilsen de sairsin, havalar da, sogudu, kendine iyi bak
Ve sakin unutma: sira öfkenin.
Bin dokuz yüz yetmis bir yazi
Yok böyle bir sevgilim benim
Ama dayanikli, ama gözü pek, ama umutla dolu
Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim.
Elimde bir çanta, surda burda dolasiyorum
Hep bir yerlere gidecegim sanki
Güvercinler konuyor saçlarima bileklerime
Uçusuyorlar
Bir çinar yapragi düsüyor ayaklarimin dibine
Kupkuru
Elime aliyorum, çiziyorum üstüne kalbimi
Kalbim, diyorum
Yorgunsa da, yaraliysa da, hepimizin
Edip Cansever
Belirsizlikler -5
Atlar atlar atlar
Gectiler penceremin onunden
Bugulu cam, bugulu cam, bugulu cam
Gectin penceremin onunden.
Attan, bugulu camdan, dusten..
Edip Cansever
Serenad
Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına,
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.
Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana.
Tozlu yollardan geçtigim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.
Şeffaf damlalarla titreyen ağır
Goncanın altında bükülmüş her sak;
Seninçin dallardan süzülen itir,
Seninçin yasemin, karanfil, zambak...
Bir kuş sesi gelir dudaklarından
Gözlerin gönlümde açar nergisler,
Düşen bin öpüştür yanaklarından
Mor akasyalarla ürperen seher.
Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıklarla dolacak kalbimin içi..
Geçiyorum mevsim gibi kapından,
Gözlerimde bulut, saçlarimda çiğ.
Ahmet Muhip Dranas
Yaprak Dökümü
Elli bin şiir roman filan okudum yaprak dökümünü anlatır
Elli bin filim seyrettim yaprakların dökümünü gösterir
Elli bin kere gördüm yaprak dökümünü
Düşüşlerini sürünüşlerini çürüyüşlerini yaprakların
Elli bin kere duydum ölü hışırtılarını kunduramın altında
Avucumda ve parmaklarımın ucunda
Ama yaprak dökümüne rastlamak yine de burar içimi
Hele bulvarlarda yaprak dökümüne
Hele kestaneyseler
Hele çocuklar geçiyorsa oralardan
Hele güneşliyse hava
Hele iyi bir haber almışsam o gün dostluk üstüne
Hele o gün sancımıyorsa yüreğim
Hele sevdiğimin beni sevdigine inanıyorsam o gün
Hele o gün insanlarla ve kendimle aram iyiyse yaprak
Dökümüne rastlamak burar içimi
Hele bulvarlarla yaprak dökümüne
Hele kestaneyseler.
Nazim Hikmet Ran
Yitik Sairler Ülkesi
Leylaklar leylâ kokardi
Ergûvân bakislarimda yiterken Bogaz
Itrî tutardi elimden o ân
Akardi zaman
Susardi füsûnlu sularda mekân
Ve serin sehrâyin sarkilari yayilirdi âleme
Dile gelirdi naz, söz ve saz.
Benim adim Istanbul olurdu o zaman
Sütûnlarda, kubbelerde askla büyürdüm
Sakallarindan koca suskunluklar sarkan
Sinanlar vururdu yüregimin kiyisina
Bir sülüs, bir gubârî olurdu içim
Sükût kesilirdi yedi tepe
Sükût kesilirdi renk, ahenk ve biçim.
Kerbelâdan, âhlar, gâzel gözlü ahûlar
Rûha dolan “yâ hû”lar tasirdi ask kervânlari.
Gül kurusu mecnûn aksamlarda
Kurulurdu durgun sularda Fûzûlî Divâni.
Bir mavi rüyâ sihriyle mestâneydi asûmân
Âsiyânda güller düsünce yere.
Cihangir kan aglardi lâl ikindilerde
Ve yanmak düserdi bahtina
Bükük boyunlu cumbali evlerin.
Sonra Bâkî olurdu Istanbul
Hos sâdâlar yankilanirdi gökkubbede.
Erzurum’dan Topkapi’ya kumrular uçardi.
Kaza oklariyla kimin öldürüldügünü sorardi
Birbirine sular ve surlar
Susardi Yedikule
Içine gömülürdü payitaht.
Çün kolay degildi
Nef’i’nin nefesinin kesilisine sahitlik.
Güller gülerdi Nedîm’in eylüllerinde
Serâpâ âbâd olurdu Sadâbâd
Eli zilli, ince belli bir rakkâse edâsiyla
Tutustururdu gülleri, gönülleri Göksu
Çamlica dalarken eski konakta
Küf kokulu bir hayâle.
Ask doguran gecelerin issizliginda
Gâlipler maglûp olurdu
Beyhan iklimlerinde.
Hüsnler, Asklar damlardi mehtaptan
Mehtaptan kan damlardi Galata’ya,
Ask damlardi.
Mumdan gemiler kalkardi sonra mor vakitlerde
Yârin âtes dudaklarinin bilinmezligine dogru.
Yitik marti kanatlarinda sonsuzluk olurdu
En âtesîn mesnevisi Dersaadet’in.
Mezar taslarinda konusurdu hayat
Karacaahmet’e, Beyoglu’na inat.
Bir fetih siiri fisildardi her gece serviler
Oynasan kumrularin koynuna.
Ve her seher kâh Fâtih olurdu,
Kâh Eyyub gölgeler…
Tanbûrî Cemil Bey tüterdi yaz bahçelerinde,
Kirpiklerden Leylâ Hanimlar,
Nigâr Sultanlar akardi
Ve susmuslugunda musîkînin
Nihâvend olurdu gül,
Hüseynî olurdu sünbül.
Bir otel odasi dar gelirdi
Sairin Kemâl'ine.
Kalbini açardi kafiye ve arûz,
Ve rindân konardi gönül dallarina sairin.
“Gûrûba karsi son bahçelerde”
“Ya ask içinde harab olurdu gönül,”
Ya tanbur ney meskinde.
Necdet Karasevda
Yildizlar
Seni karanlikta yatiriyorlar
Korkuyorsun geceden
Bakip bakip pencereden
Yatagina sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim biliyorsun
Hava açik oldugu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.
Ah ne olurdu ben de
Sana göründügüm sekilde
Odana gelseydim.
Atesböcekleri gibi
Küçücük avucunda
Yanip yanip sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter
Endiseler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydinlanir senin için geceler,
günes gibi görünürsün.
Biraz sabir, küçük çocuk, biraz sabir!
Ama Allah'in koydugu yerde
Yildizlar daima yalnizdir.
Behçet Necatigil
Parilti
Ates gibi bir nehr akiyordu
Ruhumla o ruhun arasindan
Bahsetti derinden ona halim
Askin bu onulmaz yarasindan.
Vurdukça bu nehrin ona aksi
Kaçtim o bakistan, o dudaktan
Baktim ona sesizce uzaktan
Vurdukça bu askin ona aksi...
Ahmet Hasim
Ne Kaybederdin
Bir günah isledim bin af diledim
Üstünde durmasan ne kaybederdin?
Hemen her firsatta bir tokat gibi
Yüzüme vurmasan ne kaybederdin?
Neyin eksilirdi beni affetsen ?
Ne vardi kalbimi tekrar fethetsen !
Ne olur birazda bizden bahsetsen
Hep onu sormasan ne kaybederdin?
Evli olmasakta keyfe kederdi
Gönül nikahimiz bize yeterdi
Seytana uyupta bu kadar derdi
Basina sarmasan ne kaybederdin?
Yakami tutmasan yargilar gibi
Ahiret gününde sorgular gibi
Her yerde hatami sergiler gibi
Önüme sermesen ne kaybederdin?
Üstüme gelmesen sikana kadar
Üzmesen canimdan bikana kadar
Dag gibi sabrimi yikana kadar
Dilini yormasan ne kaybederdin?
Kanattin yarami günbegün desip
Paramparça oldun gözümden düsüp
Çilgin seller gibi haddini asip
Üstüme varmasan ne kaybederdin?
Hiç sansin kalmadi dönsende geri
Yitirdin verdigim bütün degeri
Askina emanet ettigim yeri
Bu kadar kirmasan ne kaybederdin?
Cemal Safi
Sevgilerde
Sevgileri yarinlara biraktiniz
Çekingen, tutuk, saygili.
Bütün yakinlariniz
Sizi yanlis tanidi.
Bitmeyen isler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakis bile yeterken anlatmaya her seyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldi.
Siz genis zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yillarin telâslarda bu kadar çabuk
Geçecegi akliniza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardi,
Gecelerde ve yalniz.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadi.
Behçet Necatigil
Bu Bizimki
Yikici bir ask bu,
Yikiyor milletin ortasina
Tutku yükünü.
Bölücü bir ask,
Ekmegi suyu bölüyor
Günde üç ögün.
Hain bir ask bu,
Sizin eve hirsiz girer
Onunkine polis.
Yasadisi bir ask,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düsünmüyor.
Soyguncu bir ask bu,
En siradan ezgilerden
Sevinçler devsiriyor.
Kökü disarda bir ask,
Dante ile Beatrice'inkine
Fena öykünüyor.
Isgalci bir ask bu,
Samanlik sevisenin diyor
Baska sey demiyor.
Cemal Süreya
Sonbahar
Durgun havuzlari islesin birak
Yapraklarin günes ve ölüm rengi,
Sen kalbini dinle,ufkuna bak.
Düsünme mevsimi inleten rengi
Elemdir mest etsin ruhunu
Eser rüzgarlarin durgun ahengi.
Yan yana sessizce mevsimle keder
Hicrana aldanmis kalbimde gezin
Esen rüzgarlara sen kendini ver.
Ahmet Hamdi Tanpinar
Aklim Çikiyor
Içmeden resmine bakamiyorum
Kirilirsin diye aklim çikiyor
Içince karsina çikamiyorum
Darilirsin diye aklim çikiyor...
Korkarim derdimi sana dökerken
Utanir gözümden yaslar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklim çikiyor....
Yakasiz gömlegi giysem egnime
Biricik resmini koysam koynuma
Nezaman geçirsem ipi boynuma
Sarilirsin diye aklim çikiyor.....
Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kursunluk isim var amma!
Vurulursun diye aklim çikiyor....
.
Cemal Safi
Benim Babam
Bu adam benim babam
Sekiz köse kasketiyle
Omuzunda sekosuyla hey!
Cebinde yok parasi
Bafra'dir cigarasi
Yüregindedir yarasi
Alti çocuk büyütmüs
Bir isçi maasiyla
Bu adam benim babam hey!
Aglama benim babam
Aglama naçar babam
Kara gün geçer babam hey!
Bir kapiyi kapayan
Gene açar babam
Aglama benim babam hey!
Aglama mazlum babam
Aglama naçar babam
Kara gün geçer babam hey!
Bir kapiyi kapayan
Gene açar babam
Allah büyük babam hey!
Bu adam benim babam
Derdi daglardan büyük
Çaresiz (biçare) , beli bükük hey!
Bir gün olsun gülmemis
Rahat nedir bilmemis
Gözyasini silmemis
Bir lokma ekmek için
Kimseye egilmemis
Bu adam benim babam hey!
Benim babam mert adamdi
Mangal gibi yüregi
Yufka gibi kalbi vardi
Hayatim boyunca o'na özendim
Fedakardi
Bir dikili agaci olmadi belki
Ama kendisi
Onuruyla yasayan koskoca bir çinardi
Üstümdeki kol kanat
Sirtimi yasladigim dag gibiydi
Ben babamin ogluyum
Tepeden tirnaga Anadolu'yum...
Fatih Kisaparmak
Istanbul'u Dinliyorum
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavas yavas sallaniyor
Yapraklar, agaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucularin hiç durmayan çingiraklari
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
Kuslar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çiglik çiglik.
Aglar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadinin suya degiyor ayaklari;
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
Serin serin Kapaliçarsi
Civil civil Mahmutpasa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarinda ter kokulari;
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
Basimda eski alemlerin sarhoslugu
Los kayikhaneleriyle bir yali;
Dinmis lodoslarin ugultusu içinde
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
Bir yosma geciyor kaldirimdan;
Küfürler, sarkilar, türküler, laf atmalar.
Bir sey düsüyor elinden yere;
Bir gül olmali;
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali.
Istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapali;
Bir kus çirpiniyor eteklerinde;
Alnin sicak mi, degil mi, biliyorum;
Dudaklarin islak mi, degil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doguyor fistiklarin arkasindan
Kalbinin vurusundan anliyorum;
Istanbul'u dinliyorum.
Orhan Veli Kanik
Sultan-i Yegah
.
Samdanlari dolaninca eski zaman sevdalarinin
Baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegahin
Nemli yumusakligi tende denizden gelen ahin
Gizemli kanatlari ruhta ölüm karanliginin
Baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegahin
Yansiyan yasli gülüsmelerdir karasevdali suda
Bülbüller kirilir umutsuzluktan yalnizlik korusunda
Eylem dagilmis gönül tenha çalgilar kis uykusunda
Ölümün tartisilmazligi nihayet anlasilsa da
Baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegahin
Bir baskasinin yasantisidir dönüp arkamiza baksak
Çünkü yasadiklarimiz baskasinin yargisina tutsak
Su yasak rüzgar yasak açik kapilar yasak
Belki bu karanlikta yasaklari yasaklasak
Baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegahin
.
Attila Ilhan
Bir Gün Baksam Ki Gelmissin
Bir gün baksam ki gelmissin..
Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik
Saçlarinda ilkbahar..
Bir gün baksam ki gelmissin..
Gülüsünde taze serin bir rüzgar
Ellerin yine eskisi kadar güzel
Çiçek açmis dokundugun bütün kapilar..
Bir gün baksam ki gelmissin..
Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
Sasirmis kalmisim birdenbire çaresiz.
Dökülmüs yüregime gökyüzünden yildizlar.
Bir gün baksam ki gelmissin..
Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
Tozlu pabuçlarini gözlerime sürmüsüm
Benim olmus dünyalar. . .
Yavuz Bülent Bakiler
.
Sevgi Emekçisi / Yüregin.....
sevdim hüzün bulutu gözlerini
binbir renk duygu isiltisi yansitan
engin derin bakislarini sevdim....
gönül kiyilarinda sevgi irmagini
o irmagin serinligini
ilik meltemlerde sessiz sesini sevdim......
düsündükçe seni
duygu seli yumusacik yüregini
kizilsari özlemlerini
kirilgan umutlarini sevdim.....
kekremsi karanlik gecelerde
sokak lambalari misâli
aydinlik tasiyor gözlerin ruhuma
ben senin sevgi isigini sevdim......
sarmasik güller doladim siyah duygularina
sevgi harmanlayip topragi karmani sevdim....
hiç düsündün mü?
sen olmasan neye yarar
soluksuz umutlarda savrulan yarinlar...
hiç düsündün mü?
sen olmasan nasil çalar
yarali kalplerin kemani
sevinçle nefes notalarini...
iste... cana can katan
sevgi emekçisi yüregini sevdim.....
yüzünü gölgeleyen gri yasam savki
dokununca dudak kivrimlarina
buruksu gülüslerini sevdim......
sevdim gözlerinde bozkir yalnizligi
yüzündeki derin kivrimlarda
hüzzam nagmeleri dinlemeyi sevdim..
ben seni sevdim!
Ayla Eker
Ask Mönüsü
Sen sabahlar ve safaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atli kapini çaldiginda
beni unutma
ah! sakli gülüm
sen hem zor hem güzelsin
siirlerimin ilikliginda açilmalisin
sana burada veriyorum hayata ayrilan buseyi
sen memleketim kadar güzelsin
ve güzel kal
1952
Nazim Hikmet Ran
.
Nasil Olduysa...
nasil olduysa birden adimi unuttum
adini unuttugum o sicak sehirde
yildiz alacasi yüzen bir zakkum
yanimda o hayal kiz ikide birde
yolumu gözlerine bakip buldugum
sahi ben ne hirçin bir çocuktum
ele avuca sigmaz akli fikri siirde
misra misra basimi belaya soktum
Izmir cezaevi dokuzyüz kirk bir'de
kasla göz arasi liseden kovuldum
inanmakta geç sevmekte çabuktum
bazen yasadiklarim aklima gelir de
kaç kere umutsuzlugun yolunu tuttum
istenmeyen adam hemen her devirde
hemen her devirde atesten bir buluttum
binlerce umuttan belki bir umuttum
Attila Ilhan
Bir Organ Nakli Gibi Sevmistim Seni
Bir organ nakli gibi sevmistim seni;
Çürük gözlerine bagislanan ellerim,
Yirtik dudaklarina bagislanan siirlerim..
Darmadagin kadinlarin,darmadagin ettigi erkekler gibi
Sevmistim seni...
Çok eskitilmis bir askin hatirlanmasi,
Sevgilinin resmi karsisinda çocuksu bir iç kanamasi
Aslinda isin açikçasi;
Rüzgarin firtinaya dönüsmesi gibi
Hayatina yönelik bombali bir saldiri gibi
Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi
Sevmistim seni...
Ruhum kan kaybederken nasil tutarim seni simdi deniz gibi,
Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
Ortalik yerde durup dururken
Sevmistim seni...
Atlara kalirsa çoktan kaybettik savasi,
Mizraklar kirildi,kalkanlar delindi,ganimetler paylasildi.
Kasaba meydaninda birbirini dövmekten
Yorulan iki kovboy gibi,
Bir tabancanin namlusuyla tetigiyle,
Kendisinden farkli,
Kendisinden ayri,
Bir silahin sarjöründe tanisan iki soguk mermi gibi,
Ayni bedene sikilan iki el kursun gibi,
Katille kurban arasinda o birkaç saniyelik telasla
Sevmistim Seni...
.
küçük Iskender
Vazgeçilmezimdin
.
Yakinlastikça kaybolan
bir kente dönüsürdün
Kesfedilmezim olurdun
içinde yolculuk etsem de...
Günahkar mevsimimdin.
Hiç umut yoktu sende
o yüzden vazgeçilmezdin,
vazgeçilmezimdin...
Cezmi Ersöz
Bitti O Sevda..
.
Bitti o sevda kesildi cigliklari martilarin
Su gibi bitti, suya karsit gibi bitti
Itti kiyiyi adina deniz dedigimiz birsey
Unuttuk ikimiz de her turlu yetinmezligi
Kaybetti kumarda gozlerim
Kaybetti kumarda gozleri.
Bir koru ruzgarlandi gogus boslugumuzda sanki
Uzaklasti agaclar birbirlerinden
Yakinlasti agaclar birbirlerine
Yani her soluk alip verisimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekiki gibi kalbim
Isleyip durdu bu yitikligi yeniden.
Ne kaldi
Farkinda misin bilmem
Gunduzler..
Gunduzler biraz azaldi.
.
Edip Cansever
Pencereler
.
Sabaha karsi miydi bilmiyorum
yoksa aksamüstü müydü
belkide gece yarisi
bilmiyorum
girdi odama pencereler
perdeli perdesiz
ben basma perdeleri severim
ama tül perdeler de vardi
kara ustorlar da
ustorlari çekip çekip birakiyordum
bir daha inmez oldu kimisi
kimisi bir daha çikamadi yukari
ve camlari kirik pencereler
elimi kestim
kimi camsizdi büsbütün
camsiz pencereler içime dokunur
camsiz gözlükler gibi
Pencereler
yagmur yagiyordu camlariniza
kizil saçlari kederli uzun
ben alt dudagimda cigaram
türkü söylüyordum içimden
yagmur sesini kendi sesimden çok severim
Pencereler
besinci katta günesli boslugunuzda bir deniz
bir deniz mavi yüzük tasindan
serçe parmagima geçirdim usulcacik
üç kere öptüm aglayarak
öpüp alnima koydum üç kere
Pencereler
çiktim kirmizi velenseli yataktan
çocuk burnumu dayadim terli camina pencerenin
oda sicakti ve genç anamin kokusu vardi odada
disarda kar yagiyordu
ben kizamik çikariyordum
Pencereler
sabaha karsi miydi bilmiyorum
belki de gece yarisi
bilmiyorum
odamin içindeydi yildizlar
ve gece kelebekleri gibi
çirpiniyorlardi camlarinizda
ben onlara dokunmaktan çekinerek
açtim sizi pencereler
saliverdim yildizlari geceye
aydinlik sinirsiz hür geceye
yapma aylarin geçtigi geceye
kurtlar duruyor ayin altinda
hasta aç kurtlar
kurtlar duruyor önünde pencerenin
kadife perdeleri kapasam da simsiki
ordadirlar bilirim
gözetliyorlar beni
Pencereler
düstüm bir pencereden
bir güzele bakarken
dünya halime güldü
güzel dönüp bakmadi
belki farkinda degildi
Pencereler
pencereler
kirk evin penceresi odama girdi
ben oturdum birinin içine
sarkittim ayaklarimi bulutlara
bahtiyarim
diyebilirdim belki
.
Nazim Hikmet Ran
Bir Adin Kalmali
bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç aglamadim
hiç atese tutmadim yüregimi
geceleri, koynuma almadim ihaneti
ve say ki
bütün siirler gözlerini
bütün sarkilar saçlarini söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adin
içimin nehirlerinden
evet yangin
evet salas yalvarmanin korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli bugusu
evet nisyan
evet kahrolmus sayfalarin arasinda adin
sokaklar dolusu bir adamin yalnizligi
bu sevda biraz nadan
biraz da hiçkirik tadi
pencere önü menekselerinde her aksam
daglar sonra oynadi yerinden
ve hallaçlar atti pamugu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdigim zaman
bu sehre yagmurlar yagdi
yani ben seni sevdigim zaman
ayrilik kursun kadar agir
gülüsün kadar felaketiydi yasamanin
yine de bir adin kalmali geriye
bütün kirilmis seylerin nihayetinde
aynalarin ardinda sir
yalnizligin pesinde kuvvet
evet nihayet
bir adin kalmali geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
.
Ahmet Hamdi Tanpinar
Göl
.
Ebedi gecesinde bu dönüssüz seferin
Hep baska sahillere dogru sürüklenen biz
Zaman adli denizde bir gün bir lahza için
Demirleyemez miyiz?
Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak,
Seyrine doymadigi o canim su yaninda
Bir gün onu üstünde gördügün su tasa bak,
Oturdum tek basima!
Altinda bu kayanin yine böyle inlerdin;
Yine böyle çarpardi dalgalarin bu yara,
Ve böyle serpilirdi rüzgarlarla köpüklerin
O güzel ayaklara.
Ey göl, hatirinda mi? Bir gece sükut derin,
Çit yoktu su üstünde, gök altinda, uzakta,
Sulari usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden baska.
Birden su yer yüzünün bilmedigi bir nefes
Büyülenmis sahilin yankisiyla inledi
Sular kulak kesildi, o hayran oldugum ses
Su sözleri söyledi;
‘‘Zaman, dur artik geçme, bahtiyar saatler, siz
Akmaz olunuz artik!
En güzel günümüzün tadalim o süreksiz
Hazlarini azicik!
Ne kadar talihsizler size yalvarir her gün,
Hep onlar için akin;
Günleriyle birlikte dertlerini götürün,
Mesutlari birakin.
Nafile isteyisim geçen saniyeleri;
Akip gidiyor zaman.
Geceye:‘‘Daha yavas! ’’ deyisim bos; tan yeri
Agaracak birazdan.
Sevismek! Hep sevismek! akip giden saatin
Kadrini bilmeliyiz!
Insan için liman yok, sahil yok zaman için,
O geçer, biz göçeriz! ..’’
Kiskanç zaman,kabil mi sevginin kucak kucak
Bize zevki sundugu sarhos edici anlar,
Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak
Matem günleri kadar?
Nasil olur kalmasin bir iz avucumuzda?
Nasil yok olur her sey büsbütün silinerek?
Demek vefasiz zaman o demleri bir daha
Geri getirmeyecek?
Los uçurumlar: mazi, bosluklar, sonrasizlik,
Acaba neylersiniz yuttugunuz günleri?
Alip götürdügünüz derin hazlari artik
Vermez misiniz geri?
Ey göl! dilsiz kayalar! magaralar! kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasini,
Ne olur, ey tabiat o günlerin saklasan
Bari hatirasini!
Sakin demlerde olsun, deli rüzgarda olsun,
Güzel göl, etrafini süsleyen oyalarda,
O kapkara çamlarda, sularina upuzun
Dökülen kayalarda!
Ister meltemlerinde, bir ürperisle esen
Seslerde, ister uzak ister yakinda olsun,
Yahut gümüs pullarla sular üstünde yüzen
Ay isigin olsun!
Kuduran firtinalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa isitilen, görülen ve koklanan,
Desin ki: ‘‘Sevistiler! ’’
Alphonse De Lamartine
Onar Misra
.
Ayirma gözlerini gözlerimden bu aksam,
Böyle saatlerce bak, böyle asirlarca bak.
Gözlerine yavasça yavasça doldu aksam,
Göklerin atesini kalbime bosaltarak
Benim içimde yakti sanki gurubu aksam.
Senin kirpiklerinde bir damla oldu aksam.
Gündüzden gürültüden ve kainattan irak,
Aksami seyredeyim bakislarinda birak,
Ayirma gözlerini gözlerimden bu aksam,
Böyle saatlerce bak, böyle asirlarca bak.
Yesil çamlar altinda uyuyor simdi ada,
Simdi kimildamiyor zaman bile yerinden.
Ve apacik gözlerin en derin bir rüyada,
Ve günes piril piril akiyor gözlerinden,
Bilsen duracak gibi nasil yavas vurmada
Kalbin öyle muntazam, kalbin öyle derinden.
Yüzünü ipek bir tül gibisaran terinden
Günesi yudum yudum içtigim su lahzada
Ruhumuz yikaniyor yanan sonsuz semada
Firtinali, karanlik günlerin kederinden.
Yasar Nabi Nayir
Umut Katliami
.
Ne geçen zaman
ne de yasananlar islememis
ruhunun namahremligine
Ask; pismemis çömlektir
kirilir paramparça
bir fiske vurumuyla
Közlenen duygular alevlenir ruhunda
çürütülemeyen tohumlar filizlenir
Bir uçurum boyunda yürür sevdamiz
ne verilen onca savas çekip çikarir
ne edilen yeminler
ne de yasanan onca aci...
''söz veriyorum''larla baslayip,
''yapamadim''larla biten
umut katliamlari...
.
Özhan Hakan
Sevgilim, Bir Günün...
.
Sevgilim, bir günün ortasi simdi
Tasitlar hizla gelip geçiyor, her yer kalabalik,
Ben seni düsünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
Izinli askerler görüyorum, kiritarak yürüyen isçi kizlar
Istanbul her günkü yasantisi içinde, ugultulu,
Güvercinler günesten bir sessizligi biriktiriyor
Ben seni düsünüyorum seni
Hani tipki o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çikmis bir su sayaci gibi
Aski anilar besliyor düsler kadar
Bu yüzden diyorum ki ask eskidikçe asktir
Sevgi eskidikçe sevgi.
Günümüz ekmegimiz, türkümüz
Çolugumuz çocugumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurlarin agzi köpük içinde
Uzaklarda ne kapilar açiliyor
Tirenin biri bir istasyona variyor
Ordan çikiyor biri.
Her sey biliyor her sey
Sen biliyor musun bakalim
Seni nice sevdigimi?
Üstüne titrredigimi?
Geldigimi?
Gittigimi
Hadi!
.
Cemal Süreya
Ikinci Mektup
.
Aramak... Ömür boyunca aramak...
Yalniz seni aramak... Pasli teneke kutularda, küf kokan
dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, agaç diplerinde,
sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak.
Belki bu sehirde degilsin. Ne çikar? Seni ariyorum ya.
Belki de ayni sokakta evlerimiz, sabahlari
beni görüyorsun isime giderken.
Sonra aksami bekliyorsun, alacakaranligi...
Beni bekliyorsun ya da bir baskasini, bir baskasini...
Hiç gel demiyecegim sana. Aramak neredeyse
ben oradayim. Ayaklarim ne güne duruyor?
Yok yok birden karsima çikma.
Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.
Git bu sehirden haydi git. Daglara çik, o uzak daglara.
Rüzgârlarin kralliginda hüküm sür. Baktin ki oraya da
geldim, yine kaç. Basini al, açil denizlere.
Gemilerin en güzeli, en büyügü diledigin limana
götürmeli seni, diledigin yere demir atmali.
Ben küçük bir balikçi kayigi ile
pesinden gelsem yeter. Seni ariyorum ya !
Bir yil, bes yil, on yil degil; besikten mezara kadar
aramali insan ama ne aradigini bilmeli.
Yaklasip uzaklasmali aradigindan. Okyanus dalgalari
üstünde bir küçük tekne gibi alçalip yükselmeli.
Yalinayak kosmali yollarda, ayaklarini sivri taslar kesip
kanatmali. Çöllerden geçmeli yolu, yanmali kavrulmali.
Sonra gözün alabildigine ak, soguk ülkelere düsmeli.
Buzlar kirilmali ayaklarinin altinda,
üstüne kar yagmali.
Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmaliyim seni.
Ayaklarini Afrika'dan getirip bir kâgit üzerine
yapistirmaliyim, saçlarin Sibirya'da bir mabudun
gözleri olmali, ellerin Italya'da bir heykelin elleri.
Bulsam da seni parça parça bulmaliyim.
Yine de bir yerin eksik kalmali.
Yeniden yollara düsmeliyim, onu aramaliyim.
Ve tam seni tamamladigim anda ölmeliyim.
.
Ümit Yasar Oguzcan
Gece Vakti Kimdir Kapiyi çalip gelen
.
Gece vakti kimdir kapiyi çalip gelen
Yitirdigim bir mutluluk mu
Habercisi mi gelecekteki bir mutlulugun
Gece vakti kimdir kapiyi çalip gelen
Içimde bagiran acilar mi
Serseri, basibos bir rüzgar mi
Gece vakti kimdir kapiyi çalip gelen
Ansizin çikip gelen bahar mi
Gece vakti kimdir kapiyi çalip gelen
Yüregim mi,damarlarimda hisirdayan kan mi
Bagirarak bu kansiz evlerin suratina
Bagirarak bu kansiz sokaklarin suratina
Bagirarak bu kansiz insanlarin suratina
Bagirarak yüregimdeki kani
Gece vakti kimdir kapiyi çalip gelen
.
Ataol Behramoglu
Azgin Deniz
.
Hangi hissin parmagi dokundu ki, derine,
Düstü bir gizli alev salkimi icerine?
Hangi kabus basti ki, seni uykularinda,
Birdenbire cehennem kaynadi sularinda?
Örtüldü bastan basa tenin beyaz bir terle,
Duman duman yayilan incecik köpüklerle.
Hangi dert kaldi, söyle, bagrina üsüsmeyen,
Hangi ölüm sarkisi, bu dilinden düsmeyen?
Hangi öfkeyle yüzün, böyle karisti yer yer,
Sana yan mi baktilar, bir sey mi söylediler?
Bir sey dinleme artik, artik birsey dinleme!
Cagir, bütün günahkar ruhlari cehenneme!
Karsina, sahil, kaya, insan kim cikarsa vur!
Vur basina, alemde, kör, sagir, ne varsa vur!
Sal her taraftan, dagdan, gökten, pencereden sal!
Nihayet kala kala dünyada tek kisi kal!
.
Necip Fazil Kisakürek
Alpha
.
Nehirlere karisan zehirli atiklar gibi
agir agir akarak kanima karismakta
yoklugun!
Hiç sormadim, neydi baska elbiseler içinde buldugun
ayni askiyla dolaba kaldirilan iki güzel yelektik biz
güveye benzer bir sey oldu suskunlugun!.. anladim ki:
ask naftalinlenmiyormus meger, eger kanitlanmiyorsa suçun!
.
küçük Iskender
?
.
Neden liman deyince
Hatirima direkler gelir
Ve acik deniz deyince yelken?
Mart deyince kedi,
Hak deyince isçi
Ve neden ihtiyar degirmenci
Allahima inanir düsünmeden?
Ve rüzgarli havalarda
Yagmur egri yagar?
.
Orhan Veli Kanik
Sivas'ta Yoksul Çocuklar
.
Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar
Yalvaran gözlerle etrafa baka baka
Açiyorlar küçük esmer avuçlarini:
-Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka!
Hükümet konaginin yaninda biri
Bir kemik kalmis bir deri...
'Boya cila yimbes,boya cila yimbes' diye agliyor
Ve daha firça bile tutamiyor elleri.
Garipler Pazari'nda körpe çocuklar
Yorgunluktan güzelim yüzleri al al...
Öldüren bir çiglik dudaklarinda:
-Bos hamal!bos hamal!bos hamal!
Nane satan su satan yetim çocuklar
Sarki söyleyemediler günese aya...
Biliyorum ne masal dinlemeye doydular
Ne oyun oynamaya...
Bezirci'de,Yüceyurt'ta Altintabak'ta...
Çocuklar var incecik yüzleri nurdan
Ama toz toprak içinde elleri ayaklari
Oyuncaklari çamurdan...
Ve günahkar çocuklar,suçlu çocuklar
Mahkeme salonunda bakarim dizi dizi
Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim
Affedin bizi.
Gökteki yildizlar kadar sayisiz
Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocuklari
Anladim farkiniz yok koparilmis basaktan!
Alin bu gözleri benden,alin bu yüregi artik
Utaniyorum yasamaktan.
.
Yavuz Bülent Bakiler