Gündemin Üç Atlısı…
İki Yağmurdereli Bir Say…
Günümüz medyasında o kadar hızlı gündem değişikliği yaşanıyorki artık takip edebilmek, konulara hakim olabilmek için zaman yetmiyor…
Tam bir gündemi irdelerken birde bakıyorsunuz başka bir konu gündemi kaplamış. 2007 yılının son günlerine damgasını vuran gündem konusu ise hiç şüphesiz Yağmurdereli ve Fazıl Say arasındaki söylemlerdi. Medya günlerce yazdı çizdi televizyonlar ise Türkiye.'nin başka hiç bir surunu kalmamış gibi konuyu tartıştı durdu.
Aslında gündemin ana konusunu oluşturan sanatçı kimliği taşıyan, daha doğrusu sanatçı oldukları söylenen bu iki kişinin birbirlerini ifade etmekte oldukları demeçler ülkemizde yaşanılan kültürel yozlaşmayo ortaya koyan en güzel somut örneklerdi.
Şimdi dilerseniz bu iki değerli şahsiyetin ülenin gündemine nasıl taşındığını yakından görelim. Asıl adı Osman Gazi Yağmurdereli olan zat-ı muhteremin dedeleride benim atalarım gibi Erzurum Horasan'ı üzerinden çeşitli yerlerde konaklayarak Karadeniz sahillerine yerleşmiş bir aileye mensup. Babası Zeki bey Trabzon'da memurluk yapmış, iş kurmuş, DP il Başkanı olmuş 1960 ihtilalinde tutuklanmış daha sonra AP il başkanı ve 12. dönem milletvekili seçilmiş. Osman Yağmurdereli ise siyaset ortamına Ankara'da ikamet ettiği bu yıllarda Gazi Eğitim Enstitüsünde Ülkücü camia ile tanışarak girmiş.
İlginçtirki Şişlide şarkıcılık yapmaya başladığında Şişli'de tek odalı evde Kamil Sönmez, Faruk Tınaz ve Davulcu Asım'la beraber kalmış.Asımın Zeynep Özal'la evlenmesinden sonra Allah ona yürü ya kulu demiş. Ne tuttuysa altın olmuş. Bakana enişte olduktan sonrada arkasına aldığı ANAP rüzgarıyla beş parasızken Kerime Nadir'in İz Peşinde eserini TRT ye allem edip kulem edip pazarlamayı beceriyor. ANAP rüzgarı sönünce hemen DYP de baba ocağına döndü. DYP gidince ortaklığa MHP geldi kendiside bir anda Ülkücü oldu. TBMM komisyonlarında Netekim Paşanın ve 12 Eylülün sıkı bir savunucusu oldu, tüm işkence iddialarını ise redetti.
1986 yılında Karımı Gördünmü? Dizisi ile kurulan Yağmur ajans bu bereketli ortamda öyle bir büyüdüki yapmış oldugu dizilerden sadecı bir kaçı tutulabildi. Son olarak iktidara gelen AKP olunca her devrin adamı rolünü birkez daha başarıyla oynadı ve milletvekili seçildi. Kısacası hidayetede erip yaptığı demeçlerdede ''eşimin türbanlı olmasını isterdim ''diye söyledi.
Yağmurdereli ailesinde pekte sevilmeyen, gazilik ünvanına nasıl sahip olduğuda muamma olan Osman Yağmudereli'ye en son takılan lakapda Göbeğini kaşıyan adam etiketi oldu.
Gelelim mahşerin ikinci atlısına. Onunda hikayesi aslında Yağmurdereliden farklı değil. Ülkemizin yetiştirdiği dünyaca ünlü Piyanist Fazıl Say kendisinin Çankaya'ya çağrılmadığını ileri sürerek, hükümete kızarak isyan ediyor ve ''onlar kazandı biz kaybettik, çekip giderim'' diyor.Ülkenin karanlığa doğru hızla yol aldığını, kızınıda yanına alarak bu karanlıktan şikayet ederek ülkesini terk etmeyi düşünüyor. Fazıl Say'ın Türkiye'nin gündemine Göbeğini kaşıyan adam deyimiyle geldiğini hiç sanmıyorum. İki hafta öncesine kadar kendisinin icra etmiş olduğu sanatçılıkla hiç alakası olmayan kısacası telli turnanın türküsünü bile söylemekten yoksun Hande Ataizi ile yaşamış olduğu sıradan ilişki ile oturdu.
Fazıl Say karanlıktan şikayet edeceğine bu ülkenin aydını olarak bir mumda kendisi yakarak ışık yakmayı seçmelidir. Binlerce aydının yüzlerce kez yaşadığı dışlanma duygusunu hayatta ilk kez tatmış olmanın şaşkınlığını yaşıyor. Bu ülkenin aydınları demokrasi için , insan hakları için her türlü baskıya karşı ayakta durmayı öğrenmelidir.
Yoksa Başbakanın Mersinde vatandaşa dediği gibi biz de kendisine şunu söylüyoruz , aman ''Hande'yi de al da git….''
Ülkenin gündemine oturan Yağmurdereli Say tartışmasının seviyesi oldukça düştü. Basına malzeme olmayan sırtını Ankara'ya dayayamıyanların başına neler gelmiş birde onlara göz atalım.
İsim yine tanıdık. Yağmurdereli. Ama bu başaka Yağmurdereli. Öyle Ankara'da dayısı Avrupa'da amcası da yok. Üstelik Osman Yağmurderelinin de kuzeni. 1945 de Erzurum Tortum'da doğan Üniversite sınavlarında Türkiye üçüncüsü olan, 12 yaşında gözlerini kaybeden Eşber Yağmurdereliden bahsediyoruz. 1978 de tutuklanan 1 Ağustos 91 de salınan ve yapmış olduğu konuşmayla buğünün aziz demokrasi savunucuları DSP milletvekillerinin gayretleriyle tekrar hapse atılan Eşber Yağmurdereli tüm gördüğü işkencelere rağmen ne bu ülkeyi terk etmeyi düşündü nede kaçmayı. Demirel'in umutla beklediği kendisine yollayacak olduğu af dilekçesini imzalayacagını bildiği halde yollamadı.
1982 yılında Sinop cezaevinde hücresinin kapısı açılır ve gardiyan hüçreye girer.
Elindeki copla Eşber'in üzerine gelir. Kendisini korumak için ellerini yüzüne siper eder. Sonra ansızın copun başucunda duvarda patladığını duyar. Gardiyan kapıyı kapatır ve kaçacak olduğu deliği bile göremeyen insanın ne yaptın?, neden duvara vurdun?sorusuna şu cevabı verir
-Akrep….
İşte geriye kalan yılların uzantısında ufacık hücresinde hep bir akrebin korkusuyla yaşamak zorunda kalan bir insan olmuş. Bakanların çok, görenlerin ise bakir olduğu bu ülkede gözleriyle değil gönül penceresiyle gören Eşber Yağmurdereli 1996 yılının 12 Ağustosunda hemşehrimiz Hasan Ali Yücel'in oğlu şair Can Yücelin mezarını ziyaret ederken eski bir anısıda aklına gelir.
Can Yücel bir keresinde Eşber Yağmurdereli ile beraber karikatürist İsmail Gülgeç'i yan yana otururken görür ve başlar gülmeye. Kendisine niçin güldüğünü soran ikiliye ise şu cevabı verir.
-Biri kör biri topal işte Türk solunun özeti der.
Mahşerin üç atlısında sizlere sunduğumuz yaşam kesitlerinde Fazıl Say ve Osman Yağmurdereli'nin kayıkcı kavgasını andıran söylemleri yanında bir sanatçının sanatını siyasetle pazarlamasına diğerinin ise çok basit yaşantısına şahit olduk.
Sayın Say ilada gitmek istiyorsa kendisine son sözümüz şu olacak.
Aman hemşehrim Handeyi'de alda git…..
Sonsuz saygı ve sevgilerimle, saban_kutlu_1963@hotmail.com
Ekleme:24-01-2008
BU YAZIYA YORUM EKLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
BU YAZIYA EKLENEN MESAJLAR
MERHABA KUTLU
Öncelikle selam, Şaban kardeş.
Bu sitede sizinle tanışmak ne güzel. Birbirimizi tanımadığımız belli çünkü kutlu soy adı bana yabancı geldi. Her neyse seni bu güzel yazınla tanımak bizleri mutlu edecek. Hoşca kal
ALİ SORDİ (25.01.2008)