Karadeniz denizini nasıl kaybeder?
Şu Karadeniz Sahil Yolu… Her nerede bu konuyla ilgili haber ya da edilen bir söze rastlasam, içim “cızzz” eder. Nasıl da kıyıldı o güzelim sahillere! Neredeyse bütün yerleşim merkezleri nasıl da tecrit edildi denizden… Viyadüklerle, köprülerle… Kuma ve denize gömülen paralar ise işin cabası… Ve yıllardır süren bu yolu bitirme çabasının ya da çabasızlığının bir türlü sonuçlandırılamaması…
Milliyet Gazesi’nin birinci sayfasında, “Denizini Kaybeden Karadeniz” başlıklı yazı dizisinin anonsunu görünce bir kez daha geriye döndüm. Ve bu yolun yapımıyla ilgili tartışmaların yaşandığı günleri anımsadım. ANAP lideri Mesut Yılmaz Başbakan, Yaşar Topçu da Bayındırlık Bakanıydı…
Hatırlanacaktır; Karadeniz Sahil Yolu, epey tartışma konusu olmuş ve “adam gibi” fizibilite çalışmaları yapılmaksızın bir anda ihale edilmişti. Parkur, parkur, değişik müteahhitlere verildi… Yanlış hatırlamıyorsam, proje bedeli 1 milyar dolarak hesap edildi. Hatta hiç unutmuyorum; CHP lideri Deniz Baykal, ihalelerden “pis kokular geliyor” diye bir açıklama yapmış ve o günlerde Baykal, “Karadeniz sahil yoluna karşı” diye olumsuz bir anti propagandanın mahkumu edilmişti! Sonuçta yol yapılmaya başlandı…
1999 seçimlerinden sonraki DSP-MHP-ANAP üçlü koalisyonu sırasında, ihaleleri alan kimi müteahhitler çoktan sıkıntıya düşmüş ve kredi arayışlarına düşmüşlerdi. Maliyetler ise ikiye üçe hatta dörde katlanmıştı. Dolayısıyla öngörülen 1 milyar dolarlık proje bedeli de katlanıp gitmişti. O günkü hükümetin Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, bu müteahhitlere, hazine destekli yabancı kredi arayışına girdi. Ancak krediler çok pahalıydı… Uluslar arası kredi (libor) oranı yüzde 4’lerdeydi… Ama Türkiye’ye “hazine garantisi olması rağmen” asgari libor + 18 puan üzerinden kredi verebileceklerini bildiriyordu, uluslar arası finans kuruluşları. Yani Türkiye’nin, devlet olarak dahi uluslar arası alandaki güvenilirliliği yerlerde sürünüyordu.
Aradan 10 yılı aşkın bir süre geçti… Karadeniz Sahil Yolu, ite kaka bugüne kadar geldi. Üstelik maliyete kat be kat artarak. Ve nihayet bugün bir biçimde bitecek. En azından öyle gözüküyor. Ancak, denizi yok eden, kentleri denizden tecrit eden ve hiçbir estetiği olmayan bir yol olarak tarihe geçecek!
Ben bir Karadeniz çocuğu olarak (Trabzon) bu yola sevinebildiğimi söyleyemeyeceğim. Ne yazık ki bu yol, bölge insanının geleceğine ışık tutan bir yol asla olamayacak. Dahası; her kim ki yolun böyle kalacağını düşünüyorsa yanılır. Zira Karadeniz’in o azgın dalgaları, bu sınırlamaya izin vermeyecektir. Doğa eninde sonunda verdiğini geri alır. Ki bunun örnekleri çok görüldü üstelik. Mesela İyidere – Rize – Ardeşen parkurunun 25 ve 45’inci kilometreleri arasında dalgaların yola taşması sonucu ulaşımın kaç kez kesildiğini sayma imkanı yoktur.
Sonuç olarak demem o ki; Karadenizlinin elbette yola ihtiyacı vardır. Ancak bu yolun politik amaçlarla günü kurtarmaya dönük değil, kalıcı bir projeyle hayata geçirilmesi gerekirdi. Eğer, daha önceki projeye (5 km içeriden geçmesi planlanan) sadık kalınsaydı. hem bu yolun geçtiği yerler daha bir değer kazanır, hem de bu cennet diyara kalıcı bir hizmet verilmiş olurdu. Bunun içindir ki ben bir Kadarenizli olarak, bu yolu bu biçimiyle yapılmasına katkıda bulunanları hiçbir zaman affetmeyeceğim!
Yazar:İdris Akyüz
MAİL;idrisakyuz@gmail.com
Ekleme:25-07-2006