KÜLTÜRÜMÜZDEN BİR SAYFA-(ESKİ İMECİLER)
Kültür, bir toplumun yaşayış biçimidir ve kökleri insanlığın doğuşundan hemen sonralara kadar uzanmaktadır.Biz Türklerin kültürü ise Orta Asya Türklerine kadar dayanmaktadır ve temel yapısını ve işlevini taa o dönemlerden almıştır ve bugünlere, bizlere kadar ulaşmıştır.Kültür kanunla koyulmuş kurallar değildir ve halkın kendi yaşayış biçimini yansıtmasıdır.Bazen bir bölümü kanunla korunsada, bir bölümü kanunlara aykırı olabilmektedir.Her ne olursa olsun toplumları ayakta tutan örf, adet, gelenek görenek gibi değerleridir ve bunlar bugünkü değişen dünya şartlarında tek tek değil, kültür adı altında tek bir isimle adlandırılmaktadır ve burdan değişik kollara ayrılmaktadır.
Değişen dünya şartları ve baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji sayesinde, birçok kültürel değer dünya üzerinden silinmiş, birçoğuda silinmek üzeredir ki, inatla son demlerini yaşayan ve tüm bunlara direnenlerde yok değildir.
Bu yazımda, tarım kültürümüzden bir kesit olan "eski imeciler" le sizlerle olacağım.
Tarım kültürünün vazgeçilmez bir unsuru olan "eski imeciler" in yok olmaya yüz tutması, sadece teknoloji ve değişen dünya şartları değil, bunlarla beraber plansız ve hızlı nüfus artışıdır.Artan nüfusla beraber büyük arazilerin bölünüp parça parça küçük tarlalar halini almasıdır.
Ayrıca, eski beslenme alışkanlıklarından vazgeçilip, Avrupa tarzı beslenmeye (fast food) doğru sağlıksız bir geçiş vardır ve bu da toplumun beslenme bozukluğu yaşamasına ve bazı değerlerini kaybetmesine yol açmaktadır.
Bunlar gibi daha birçok etkeni sıralamak mümkündür.
"eski imeciler"
İmeci, bir işi el birliği ile sıra savarak yapmaktır.Eski bir Orta Asya türk geleneği olan imeci, bugün hala yaşatılsa bile, eski ihtişamından ve güzelliğinden tamamen uzaklaşmıştır.Bunda mısır tarlalarının çay ve fındık bahçesi yapılması, mısıra olan ilginin azalması ve mısır ekmeğinin sofralardaki yerini beyaz ekmeğe kaptırması, artan nüfusla beraber tarlaların küçülmesi ve değişen beslenme alışkanlıklarınında büyük rolü vardır.Değişik alanlarda imeci geleneği sürse bile, en ihtişamlısı mısır (tarla) kazma imecisiydi.
İmeci, bir işi ortaklaşa başarmak olsada, insanlarda yardımlaşma, kaynaşma, dayanışma, dostluk ve arkadaşlık duygularını pekiştirir, ortaklaşa iş yapmanın mana ve hazzını tattırırdı.
Karabörk'te ve Karadeniz'de, 80 li yıllara kadar olan zaman dilimi içinde, ekonominin ve teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde, mısır ekmeği ve mısırdan yapılan birçok ürün başlıca besin kaynağıydı ve alternetifi pek yoktu.
Mısırın sacta ekmeği, yarmasından çorbası, lahana çorbasında yarması, lahana sarmasına yine yarması, çorbaya unu katılır, tavada hamsi mısır unuyla karıştırılırdı.Bunlar gibi pek çok yemek çeşidinde kullanılırdı.Ekmeği sofraların baş tacıydı.Artık mısır ekmeğinin yerini, beyaz ekmek (cici mamak), mısır ununun yerinide beyaz un almıştır ve mısırın tahtına son vermek üzeredir.Beyaz un beslenme alışkanlığının değişmesi sonucu krallığını ilan etmiştir ve mısır ve yan ürünleri artık ya çok az kullanılır olmuş, yada hiç kullanılmamaktadır.
Mısırla beraber birçok değerde kaybolmaya yüz tutar hale gelmiştir.Eski köy fırınları artık tarihe karışmak üzeredir.Mısırların hasat zamanı (döşürme zamanı) poolu kapan ya yanan bir fırına koşar, yada ocak başı dediğimiz eski kemer altı ateşlerin başına üşüşür, bunları közde pişirir afiyetle yerdi.Artık eski kemerler birkaç eski evde kalmıştır ve yeni beton evler köylerde bile hakimiyetini eski evlere karşı ilan etmiştir.Tıpkı beyaz unun mısıra karşı üstünlüğü gibi.Yokolan mısır alışkanlığına karşı, kemerden ocak başları, mahalle fırınlarıda kaybolmaya başlamış, bunun sonucu olarakta bir olan şehir fırın sayısı Karabörk'te bir ara 3e çıkmış olsada şuan 2 de kalmıştır.
Eski köy değirmenleri, birçok köyde yok olmuş, bazı yerlerde yer yer yaşatılmaktadır.Karabörk'teki eski mısır değirmenide belediye desteğiyle yaşatılanlardandır ve Karabörkle beraber dere içinde birçok köye hizmet vermektedir.Eskiden Karabörk'e dahi yetmediği halde, bugün 3-5 köye yetmektedir ve günün ancak 3-4 saati doludur.Eski zahra sıraları, sabahtan erken gelip zahra sırası kapma gibi alışkanlıklar, mısırla beraber yok olan değerler ve güzelliklerdir.
Burda asıl olan, mısırla beraber imeci ve imeci geleneğinin ihtişamlı görüntüsü ve bir kültür değerinin daha yok oluşudur.Sadece biz ve bizden büyük neslin geriden gelenlere anlatacağı hoş bir anı olarak kalmıştır ki, bu kıral tarım kültürü yaşamdaki değişimle beraber 10-15 yıl içinde tamamen yok olacaktır.
"mısır imecisi"
Mısır (darı) imecisi sırasıyla yapılırdı.7 aşamadan geçerdi.
Bunlar sırasıyla:
1-bel belleme
2-tom (ekin) kazma (en ihtişamlı olanıdır)
3-sık alma
4-ot kazma (yayla otçu göçüne adını vermiştir)
5-darı döşürme (hasat)
6-mısır (pool) soyma
7-sap taşıma
1-bel belleme:
Baharın gelişiyle beraber tarlalar bellenir, ekin zamanı bu ilk aşamayla başlamış olurdu.Bütün imeci aynı anda beli toprağa gömer, aynı anda çıkarır ve toprak devrilirdi.Ortaya muhteşem bir görüntü çıkardı.Burdaki imeci sayısı tarlanın büyüklüğüne göre 10-50 arasında değişirdi.Nisan ayı ortalarında bellenen tarlalar 10-15gün toprak değişimi için dinlenmeye bırakılırdı.
2-tom (ekin) kazma:
Mısır imecisinin en ihtişamlısı tohum imecisidir.Nisan ayı sonunda başlar.Toplanan imaci tarlanın en uç noktasına tek sıra dizilir, kazacağı ön (güzergah) tarla sahibi tarafından tarif edilir,kazmalar elde, mısır çantası arkaya gelecek şekilde bele bağlanır, çantalar mısırla doldurulur, ele ekilecek mısır alınır ve imeci başından komut beklenir.İmeci başı genelde tarla sahibi olurdu.İmeci tarla büyüklüğüne göre 10-50 arasında değişirdi.Eskilerin amlatımıyla bu sayı 100e kadar çıkarmış.
Tohum kazmada olay, mısır tanelerinin toprağa gömülmesidir.Önden biraz yere saçılan darı,asıl tohum çantasından avuç içine alınır ve her kazma vuruşta 1 tane toprağa atılır, bu darı tanesi de tom kazmasının ucuna düşürmek suretiyle toprağa gömülürdü.
İmeci başından gelen komutla kazma işi başlar, tek sıra dizilen imecinin o diziliş ihtişamına, kazmanın vuruş anında çıkardığı tek ses ayrı bir güzellik katar, aynı anda bir sağa bir sola dönüşler ritmik giresun sallama oyununu andırırdı.Yöresel, "ihiiihuuuu....." sesleri buna ayrı bir ahenk katardı.
Öz Karabörk kültürü olan ıslık dili bu imecilerin adeta süsü olurdu.Toplulukta faso veren imeci başı tarafından ıslıkla adı söylenerek uyarılır, bütünlük ıslıkla sağlanırdı.Sadece dille çalınan ıslıkla yapılan atışmalarda imeciye ayrı bir hava katardı.
Tom imecisinde bazen kemençecide olurdu.Genelde 30-50 kişilik kalabalık imeci topluluğunda bulundurulurdu.Kemençeci çalar imeci coştukça coşardı.
Kemençeyle yapılan tom kazmada, kemençenin ritmine göre toprağa çift ve tek vuruş yapılırdı.
Tek vuruş:tek ve sert bir hareketle tomu toprağa gömmekti.
Çift vuruş:bir sert, ardından bir de yumuşak vuruşla yapılan ikileme tom kazma yöntemidir.Tom sert vuruşla toprağa gömülür, ardından gelen ikileme yumuşak vuruşla el rahatlatılırdı.
Tek vuruş yöntemiyle yapılan tom kazma, bu yöntemle devam ederdi ve içinde ritmik hareketler bulundurmazdı.
Çift vuruşla yapılan tom kazmada, ikileme hareketinde, sert vuruştan sonra yumuşak vuruşa geçerken kazma ritmik bir şekilde el değiştirilir, imeci hep birden bir sağa bir sola dönüşlerle horon teper gibi kemençeye ayak uydururdu.
Kemençeci:
oy imeci imeci
iki goyun bi geçi
imecinin içinde
ben olsam kemeçeci
imeciye giderler
hep gazmalı gazmalı
ben sevdamı tanırım
başında al yazmalı.......
Gibi yöresel atma türkülerle imeciyi coşturur, imeci içindende kısa atma türkülerle buna cevap verilir, karşılıklı atışmalar eşliğinde bu devam ettirilirdi.
İmeci molalarında yöresel olarak genelde ayran (gatık) verilir, ekşi ayranın sulandırılmışı olan güverttemede sık sık verilir ve imeci canlandırılır, terle kaybedilen su ve tuz değeri geri alınırdı.
Öğle molalarında, imeci sahibi tarafından yemek olarak genelde yöresel yemekler olan, lahana çorbası, mısır ekmeği, turşu, fasulye yemeği, ayran verilirdi.
İkindi molasında ise kahvaltı türü olarak çayın yanında turşu, galdirik, zeytin, domates gibi yöresellik sunulurdu.
Tohum kazma bitince, imeci hep bir tarla sıyırma işine geçer, taş, kaba toprak, eski mısır sapı gibi pisliği sıyırır tarlarının dibine indirir ve tohum kazma böylece biterdi.
3-sık alma:
Tohum (mısır) yerden yeşerip uç verip, 20-30cm boylarına gelince sıkı alırnır.Bu sık almayla beraber 2 aşamalı olan ot kazmanın birinci aşaması olan yeni otu kazılır.10-15 gün beklenir.
Bu işlem Mayıs ayı ortalarında yapılır
4-ot kazma:
2 aşamalı olan ot kazmada yeni ot kazılır ve mısırlar 40-50 cm boylarına ulaşınca ikinci aşama olan asıl ot kazma işlemi eski ot kazma başlar.Tarlanın tekrar sıkı alınır ve 2. ve son olarak mayı ayı sonlarında eski ot kazma işlemi bitirilir.Bu aşamadan sonra artık mısır ve diğer ürünler tamamen büyümesi için toprakla başbaşa bırakılır.
Tarla kazmanın yoruculuğundan bunalan halk, rahatlamak ve yayla havası almak için kendini bu 2. olan eski ot kazma işinden sonra yaylalara atar.İşte bu yayla göçlerine, ot kazma işinin sonuna denk geldiği için otçu göçü denir.Bu göç Haziran ayının başı ve ortasına denk gelir.
5-darı döşürme (hasat):
Güzün, tarlalar sararıp mısırlar olgunlaşınca hasat zamanı başlar.Bir grup belden sapı keser, bir grup taşır, bir grupta sapla mısırın koçanını ayırır.Tüm bu işlem bitince mısır sapları bir yere yığılıp çıtırman yapılır ve kurumaya bırakılır.
6-mısır (pool) soyma:
Mısırlar gündüz toplanınca akşam mısır soyma imecisi yapılır.Bu sırayla yapılan bir iştir.Genelde herkesin katılımıyla olur.Hikaye, fıkra ve eski yaşantılardan yaşlıların anlatımıyla ayrı bir güzellik taşır.Bir yandan da ocak başında yakılan kara ateşte, 3-5 kişi sürekli pool pişirir ve soyuculara ikramda bulunarak ziyafet çektirir.Buda pool soyma işleminin en güzel yanıdır.
Burdan ayrılan mısırların bir bölümü fırın unu için eski köy fırınlarında kurutulur.Bir bölümü çöten yada tekirlere koyularak kışa saklanır.Bir bölümde güneşte kurutulur ve değirmende un haline getirilir.Undan sacda ekmekler yapılır, yoğurt ve lahana çorbası afiyetle yenilirdi.
7-sap taşıma:
Bu son aşamadır.Çıtırmanda kuruyan mısır sapları taşınır.Otluk tabir edilen yöntemle kışlık hayvan yiyeceği için bir yere yığılırdı.Burda asıl yardımlaşma, eğer mısır tarlası uzakta ise sapları almak için kuşluk sırası yapılırdı.Sabah ışımadan ay ışığında kalkılır, hep birlikte tarladan birer yük sap alınırdı.Bu işlem bir seferlik yapılırdı ve sabah kahvaltı saatine kadar bitirilirdi.Eski yardımlaşma geleneğinin en güzel örneklerinden biri idi.
Sevgili dostlar, sizlere eski bir kültür değerimiz olan tarla kazma, imeci ve yardımlaşma olgusundan dilim döndüğünce bir şeyler aktarmaya çalıştım.Umarım beğenerek okur, kaybolan bir kültür değerimizin daha farkına varırız.
Hepinize saygılar.
Kalın sağlıcakla......
İbrahim_cirit@hotmail.com
Ekleme:07-05-2006
İbrahim Cırıt
BU YAZIYA MESAJ EKLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
BU YAZIYA EKLENEN MESAJLAR
Hey Gidi ....
İbo aldın götürdün yine bizi o eski günlere. Kazmaların hep bir anda kalkıp indiği, eski püskü radyodan çalan türkülerle çoşulan (Almancılarda genelde yeni kaset çalarlar vardı. Köye yeni yeni gelmeye başlamıştı o zamanlar. Şimdi ele ayağa düştü ama o zamanlar herkes alamazdı.), naraların atıldığı, ihuhuların çekildiği günler. Temiz saf günler. Bir daha ne o günler geri gelir ne de bizler eski biz olabiliriz.
Dediğin gibi nufusun artmasıyla yerler bölünüp herkese bir ekimlik yer düşünce eski geleneklerde bir bir yok oluyor.
Saygı ve Selamlarımı sunuyorum.
Raşit Cırıt
RAŞİT CIRIT (12-06-2007)
selam arkadaşlar
ibrahim abi herşey için teşekkürler .şimdi değil imece parayla bile çalıştırmaya kimse gelmiyo .nerde o eski günler fatsadan selamlar PAŞAOĞLU
ibrahim cındık (12-06-2007)
