1294 tarihli Trabzon Salnamesi'nde Görele
Buranın mahsûlâtı dahi fındık ve fasulye ve mısır ve üzümden ibaret olup bunlar tüccara satılır ve oranın üzümünden külliyetli şarab yapılır." Ömer Akbulut, "Trabzon Cumhuriyetten Evvel Tarih ve Valiler" adlı kitabında özetle şöyle demektedir; "Üçüncüoğlu Ömer Paşa, Torul'un Manastır köyünde doğmuştur. Babası Ahmet'tir. Tahsilini İstanbul'da görmüştür. Paşalık rütbesini Vidin harbinde almıştır. Birinci Sultan Mahmut zamanında Dersim isyanını bastırarak padişahın gözüne girmiş ve Trabzon'a tam selahiyetli ve üç tuğlu vezir olarak gönderilmiştir. İlk defa Görele kalesini fethetmiş ve sonra da Trabzon'da Güzelhisar, Rum ve Kızılbaşların düşmanı olan Paşa sonradan Birinci Sultan Mahmut'un gazabına düçar olarak kellesi vurdurulmuştur. Harşit vadisinden bir yol geçirmiş, Görele ve Trabzon kalelerini Yeni Cuma mahallesinde Sultan Mehmet camiinin yanında bir medresesi, Uzun sokakta çeşmesi ve Trabzon'da eski Görele kazasında ve Elegü İskelesinde hayratı vardır".
Görele ilçe olmadan önce yalnız kış mevsiminde pazar kurulurdu. Yazlık pazar yerleri ise önceleri Bozcaali Köyü, Çakırlı Kıranında, sonra Daylı Köyü (Gürle Kıranında) olurdu. Bugünkü Tirebolu Caddesine paralel bir bataklıktan sonra Kumyalı mahallesi ve Elevi deresinin batı taraflarında müteaddit bataklıklar vardı. Sıtma ve sivrisinek korkusu ile buralara yaklaşılmazdı. Bugünkü Hürriyet ve Bulvar caddelerinin oldukları yerler tamamen denizdi. Hükümet konağının güney batı kısmındaki dörtyol kavşağı Ermeni, onun güneyine doğru uzanan saha Rum, burada Yeni (Hasan Ağa) Camiisine kadar olan büyük saha da Türk mezarlığı idi.
Eski Görele iki kısımdan ibaretti. Esas bölüm bugünkü Görele burnu denen yerde kalenin çevresindeki kasabaydı. Burası önceleri daha çok yazlık olarak kullanılırdı. Buranın bir kilometre doğusunda bulunan Yavebolu, sonradan Yobul ve Adabük olarak anılmıştır; burası da önceleri kışlık kasaba olarak kullanılırdı. Görele Kalesi ile Yavebolu'da inkiraza uğrayınca daha doğuda Şarlı adı ile kasaba belirdi. Bu kasaba ve çevresinin halkı 1894'te Görele'den ayrılarak kısmen Trabzon merkez ilçesi ile Vakfıkebir'e bağlandı. Şarlı adı da sonradan Beşikdüzü olarak değiştirldi. 1896 yılında Trabzon ilinde görülen kolera salgını Görele'de de görüldü. Yaz mevsimine rastlayıp halkın yaylada olmasından dolayı pek az zayiatla atlatıldı.

Görele hakkında bir hüküm
Bu devirde de İmparatorluğun her yanından isyan, kopma parçalanma haberleri ile Kırım Harbi, doksan üç harbi adı ile bilinen Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Harbinin acı haberleri; her hadisenin sonu ilan edilen seferberlikle ilgili olarak, önceleri süresi belirsiz sonralarıda çok uzun süreli asker toplamalar, yiyecek, giyecek ve hayvan toplamalar insanları huzursuz etmekle beraber; bu devrede tarıma ve el sanatlarına çok önem verilmiştir.
II. Abdülhamit devrinin başlarında halk yiyecek, giyecek hususunda kendi üretimiyle geçinirken, bu devrin sonunda belirli kişiler, çarık yerine çapula; yerli şal, şayak, kendirden, pamuktan ve ipekten ürettiği dokumalar yerine acem basmaları, tokat manisaları, yabancı şayaklar; kök boyalar yerine fabrikasyonları; alışılmış olan yakacak veya tutuşturucu kav çakmak yerine kibrit; yakıtı çevreden sağlanan kandil yerine petrol lambası kullanır oldular.Bu devrin bir başka özelliği de devlet idaresinin halkın lehine doğru düzeltilmesiydi. Fakat bu tedbirler hasta adam denen ölümü beklenen İmparatorluğu kurtaracak durumda değildi.
Dünya Savaşı'nda Görele
Balkan Harbinden yeni çıkıldığı ve ekonomik sıkıntıların devam ettiği bir devirde I. Dünya Harbi beklenmedik şekilde çıkageldi.
Harbin başında tuz buhranı belirdi. Deniz suyu kaynatılıp yoğunlaştırılarak tuz yerine kullanıldı. Yiyecek, giyecek ve kullanılacak çeşitli maddelerin buhranı bunu takip etti. Askerlik çağındaki erkekler cepheye gidince bütün ailenin yükü kadınlara bindi. Bu da yetmezmiş gibi Göreleli kadınlar aylarca Çanakçı yolundan Torul'a (Ardasa) sırtlarıyla cephane taşıdılar. Bu yolda birçokları şehit oldu. Deniz trafiğini Rus gambotları durdurmuştu. Bir patikadan ibaret olan karayolunu da mekkareler tutunca ulaşım çok gene güçleşti
Daha savaşın ilk aylarında Görele halkı açlıkla karşı karşıya geldi. Görele kazası ahalisinin, yemek için ihtiyaç duydukları ve Ziraat Bankası'ndan dağıtılmasını talep ettikleri 15.000 kilo mısır, Ziraat Bankası kanununun buna müsait olmaması sebebiyle yerine getirilememişti. Ziraat Bankası Umum Müdür Muavini Refik Bey, Görele'nin istediği yardıma bankanın mevzuatının uygun olmadığını 29 Nisan 1331'de (12 Mayıs 1915) Dahiliye Nezareti'ne bildirdi.
Zaman geçtikçe durum daha da kötüleşti. Trabzon valisi, Görele Kaymakamlığı'ndan gelen 15 Teşrin-i Evvel 1331 (28 Ekim 1915) tarihli bir yazıya cevaben, muhtaç olanlar, askeri rütbeliler ve Müslüman muhacirlerin iaşe ve tedavisi için hiç bir şekilde tahsisat bulunmadığı tebliğ etti (28 Teşrin-i sani 1331/11 Aralık 1915). Ayrıca, Görele Kaymakamlığı, Müdafaa-ı Milliye'ce muhtaçlara yardım edilemeyeceğini anlamıştı. Böylece hem halk, hem de bölgedeki diğer muhtaçlar büyük bir çaresizlik içinde kaldılar
Rus orduları Türk topraklarında ilerlemeye başlayınca tekrar ve son muhacir akımı başladı. Teşkilatsızlık, bilgisizlik ve yer yer baş gösteren kolera salgınları, aç ve çıplak olan halkı, ana baba gününe dönmüş olan yollarda kırıp bitiriyordu. 1916 yılında düşman Trabzon'a gelmişti. Düşman savaş gemileri ile topçuları muhacirleri zaman zaman perişan ediyor, terk edilen çocuklar da düşman süvarilerinin atlarının ayakları altında can veriyordu. Kahraman Tonyalılar düşmanı bir müddet duraklatınca, göçe hazırlanan Göreleliler biraz sevindiler.
1916 yılının Ramazan ayı idi ki Temmuz ayına isabet eder, düşman tekrar bütün hıncıyla ilerlemeye başladı. Sadece yollar değil, deniz kenarları, dere kenarları, aç susuz, hasta mahşeri bir kalabalığın, aynı dertleri paylaşan hayvanların, yaralı askerlerin feryatlarıyla göklere kadar inliyor, vadilerde seller gibi yankılar yapıyordu. Bu hengameyi yaklaşan düşman askerlerin silah sesleri, kurşunlu kamçılar gibi yürekleri dövüyor, başlardan aşağı kaynar sular gibi dökülüyordu. Bir mezar sessizliğini andıran bir anlık duraklamadan sonra ölü benizli insanlar, titrek vücutları, kuruyan boğazlarında düğümlenen hıçkırıkları ve sarsılan bacaklarıyla biraz daha yol almaya çalışıyor. Bu defa düşman gemileri toplarını onlara doğru çevirip, bazen de sağa sola birkaç mermi atarak, bu bitkin insanların ızdıraplarına ızdıraplar katarak alay ediyordu. Ruslar'ın karşısında direnmeye çalışan Türk birlikleri, 20 Temmuz 1916'da Vakfıkebir deresi gerisine çekildiler. Rusların 21 Temmuz'da Fol'a girmesi üzerine Türk kuvvetleri Çavuşlu deresine, 2 Ağustos'ta Görele'ye, 24 Ağustos'ta da Çanakçı deresi boyuna çekilmek zorunda kaldılar. Türk kuvvetleri 30 Ağustos'da karşı taarruzla Görele'ye kadar ilerlediler ise de, Ruslar'ın taarruzu ile 21 Ekim'de Harşit deresi boyuna çekildiler ve burada cephe tuttular.
Hüseyin Hüsnü Durukan, savaş anılarını şöyle anlatıyor
Kayıkları olanlar geceleri ve kıyıyı takip ederek gittiklerinden biraz olsun rahattılar. Fakat karada giden yüzbinlerin hali haraptı. Temmuz sıcağının düşmanla yarış edecesine iyice bastırdığı bir gündü, Ramazanın arifeden bir önceki günüydü, düşman gemilerinin kara yılanlar gibi uzanan namluları alevler kusup yeri göğü inleterek Eynesil çevresindeki birkaç nesneyi hallaç pamuğu gibi atıyordu. Bu gece düşman askerlerinin alev kusan namluları mel'un salvolarıyla, Göreleliler tarafından korku, heyecan ve buruklukla seyredilmişti. O gün öğleye doğru biri katır, diğeri at sırtında iki kişi o mahşeri kalabalığın içinde göründü. Çavuşlu mezarlığının kuzeybatı köşesindeki ulu çınara arkasını dayayarak, doğuya yöneldiler. Katırdaki heybetli ve vatansever bir asker olan Hacı Hamdi Paşa, atlı da yaveri idi. Paşa bir iki yutkundu, belli ki konuşmak istediği sözler boğazında düğümleniyordu. Birden: "Nereye gidiyorsunuz? Sahibiniz kimdir?" dedi. Belli ki teessürü konuşmasına imkan vermiyordu. On binlerin dikkatten taş kesilen ölüm sessizliği içinde yavaşça hayvanlarını batıya doğru sürdüler. Sanki yeryüzünün deniz gibi dalgalandığını andıran bir kımıldanış, kuruyan dudaklardan, titreyen vücutlardan son bir davranışla acı ve buruk feryatlar, gene göklere kadar yükselip, obuzlara, denizlere doğru yayıldı. Bir ateşin kalıntılarındaki kıvılcımlar gibi son ümitlerde söndü. Ramazan arifesi, 25 Temmuz 1916 günü, Çavuşlu ve çevresinin halkı ekseriyetle göç etti. 26 Temmuz 1916 Şeker Bayramı'nın birinci günüydü. Düşman Eynesil'i çoktan geçmiş, her an Çavuşlu'da bekleniyordu.
Bir grup insan sabah ve bayram namazına gelmişti. Endişe ve ümitsizlik sonsuzdu. Bir gözetleyici dikip camiye girdiler. Buz gibi olmuştu hava, cendere gibi sıkıyordu onları caminin duvarları. Birisi hıçkırıklar arasında, kesik kesik, ciğerlere bıçak sokulan ezan-ı muhammediyeyi okudu. Takırdayan ve gümbürdüyen silah seslerinin derinden yankılar yaptığı bir anda, ölüm korkusu ile dehşet içinde namaz kılındı. Dışarı çıkıldı. Henüz düşman Çavuşlu deresini geçmemişti. Avukat Kurtoğlu Fehmi ile tüccardan Hüsnü Kalafat'ın başkanlığında bir kısım halk toplanarak, gidip düşman kumandasına teslim olmaya karar verdiler. Öğleye doğru kalabalık arttı. Elebaşılar öne geçti, sıra olundu ve önde beyaz bayrak taşıyan birinin arkasından yüründü. Henüz Çavuşlu deresine gelmişlerdi ki, yola oturmuş üç asker onları karşıladı. Birbiri ardına: "Bir parça ekmek... bir cıgara… birkaç kuruş harçlık…" sözleri işitildi. (Bu askerlerden biri Kurtuluş Savaşına'da katılmıştır.) Alınlarında vatana ihanet damgası taşımıyorlardı. Fakat aç susuz, bitkin ve belki de yaralıydılar. O sürüden kimsecikler onlara dönüp bakmadı.
Bu grup Aralık mahallesi yakınlarında düşman kumandanına teslim oldu. Asker ve silahlı kişiler bulunmadığını beyanla, hemşerileri adına Çavuşlu'yu da teslim ettiklerini bildirdiler. Düşman kumandanı pek sevindi. Gösteri taburuna merasimle Çavuşlu'ya girmelerini emretti. O gösteri taburu henüz Çavuşlu deresinin karşısına düzlüğe gelmişti ki; az önce avuç açan o üç kahraman damarlarındaki Türk kanı birden taştı, çoştu, fırtına oldu sarstı, yağmur oldu ıslattı, sis oldu örttü, sel oldu sürüp götürdü.
Hemen oradaki bir çukurdan ecel yağdırdılar düşmana. Biraz daha yukardan bir grubun ateş fırtınası onları destekledi. Düşmanın ateş salvolarına karşı bizim taraf tek tek atıp hedeflerini piyonlar gibi yuvarlıyorlardı. Bir zaman sonra bizim taraf sustu anlaşılan atılacak mermileri kalmamıştı. Düşman askerleri geri dönüp kaçışırlarken arkalarında, kütük yığınları gibi leşler, göl gibi kan, kıpkızıl kan akan bir derede bıraktılar.
Beklenmedik haber düşman kumandanına ulaşmakta gecikmedi. Az önce bağrına basıp kendinden saydıklarının birer hain olduklarını anlamıştı. Şimdi küplere binme sırası ona gelmişti. O Allah'ın mübarek Şeker Bayramı günü Çavuşlu'yu işgal ettirip, Çavuşlu deresinin doğusundaki tepelere yüzlerce siper kazdırdı. Önüne geleni toplattırıyordu. Bunlardan bazıları ihtiyar ve çocuktur diye salıverdi.
Çavuşlu'yu teslime giden o altmış dokuz kişilik grup, bir rivayete göre hemen; diğer bir rivayete göre ki, bu daha akla yakındır: Düşman onlarla, topladığı diğer esirleri halatlarla birbirine bağlayarak Eynesil'den, Dizgine ve Enişdibi denen yerlere doğru top çektirir. Hepsi yediyüz kişidirler. Hayvanlar gibi halatlarla birbirine bağlayıp topa koştuğu bu adamlardan, böylece on beş gün çalıştırarak hıncını alamaz. Onları Beyli mahallesinde Kısık denen yere getirir. Kuma doğru uzun iki çukur açtırır. İki sıra eder, önlerine birer mitralyöz yerleştirir. Tedbir tamdır, nöbetçiler kimseyi kıpırdatmazlar. Önce birinci sıranın mitralyözü gırlar, herkes az önce kazdığı çukuru doldururken karşı sıradan biri, şimşek gibi dalar onların arasına, onun da ötekilerle birlikte üstünü kumla örterler. İkinci sıranın en arkasındaki yıldırım gibi dalar derenin içine yukarı, düşman kurşunları ona ulaşamaz. Arkada kalan ikinci sıra öncekilerin akıbetine uğrar. Düşman çekilip gidince, canlı olarak kuma gömülen genç de çıkar kaçar. O gece müthiş bir fırtına çıkar, sanki gökler düşmandan intikam alırcasına, yeryüzü sarsılır. Denizin kabaran dalgaları düşmanın kuma gizlediği yüzlerce ölüyü teşhir edercesine serer kumlara doğru. Haber kısa zamanda etrafa yayılır. Gözü yaşlı öksüz yavrular, bağrı yanık analar ölülerini seçip tekrar o kumlara gömerler.
Bu olayı yıllarca önce o iki kurtuluşa erişen kahramanın anlattığı kişilerden dinledim. İsimlerini yazdığım listeyi kaybetmiş olmama rağmen o devri ve olayı bilen herkes gibi ben de anlattığım şekilde gerçekliğine inanmaktayım.
Şeker Bayramının birinci günü Çavuşlu'ya giren düşman, gece kasabayı bir uçtan öbür uca tutuşturdu. İki yıldır depolara dolup satılamayan fındıklar müthiş bir alev ve dumanla, durgun bir havada göklere doğru mantar gibi bir sütunla yirmidört saat yandı. Düşman bununla da hıncını alamadı. Rastladığı erkekleri ya süngüledi ya da kafasını kılıçla kesti. Mala, namusa da saldırıyordu. İnekleri tavukları kesip yerken, öte tarafta kadınlara saldırıyordu o menfur emelleri için. Bir yerde on tane kadar kızı toplayıp kumandana götürürken, ismini açıklamam sakıncalı olan bir kadın hayatı pahasına, düşman askerlerinin elinden bu kızları kurtardı. Çavuşlu bu kadardı da Görele nasıldı?
Bayramın ikinci günü düşmanlar Görele'deydi. Düşman hıncını alamamıştı, fakat Türklere burada, onlardan daha çok düşman davranan Ermeni asıllı Rus askerleriydi. O gün sokakta ve kahvede rastladıkları pek çok kişiyi öldürdüler. Çevreden ve muhacirlerden topladıkları yüzlerce kişiyi bugünkü ortaokulun yanına kum başına dizdiler. Bir Rus gambotu bu sıralara doğru mitralyözlerini hedef aldı. Bu düzgün ve tam tevekkül içindeki insan yığını ölümü bekledikleri bir anda bir sandal görüldü. İçindekiler, Müftü Müştak Efendi, Ali Bilge ve Hamdi Kandazoğlu idi. Gambota çıktılar. Epey bir zaman sonra gambot hareket etti. Sandal geri döndü, bu büyük insan yığını da ölümün pençesinden kurtuldu. Kasaba böyleyken köyler kan ağlıyordu. Ermeni asıllı düşman askerleri insanları Daylı ve Karaburun köylerinde işkenceyle öldürüp, parçalayıp, teşhir ediyorlardı. Diğer yerlerdeyse öldürdüklerini gizlice gömüyorlardı. Diğer Rus askerleriyse kadınlara çok musallat oluyorlardı.
Bayramın üçüncü günü Göreleli muhacirler Tirebolu yolunda ve içindeydiler. O gün düşman Tirebolu'yu da topa tuttu. Pek çok ev yıkıldı, bir hayli ölü ve yaralı vardı. Bu defa yolda giden muhacirlere saldırdı. Karaburun-Tirebolu arasında içlerinde Görelelilerin de bulunduğu yüzden fazla erkek vatandaşımızı kurşuna dizdi.
Düşman Görele'ye girdiği zaman halk üç ayrı fikre sahipti. Ekseriyet göç etmeye, bir gurup yerlerini terk etmemeye, diğer gurupsa doğup büyüdükleri yerleri kanlarının son damlasına kadar savunmaya kararlıydılar. Çeteci denen bu sonuncu grubun kahramanları, bir buçuk sene düşmana kan kusturup, destanlar yarattılar. Ötekiler de fikirlerini uyguladılar.
Bu çeteciler işin başında on kişi idiler:
Kakaliçoğlu Abdülmuttalip
Kakaliçoğlu İsmail
Çakır Çavuş
Çakır Çoban
Cinoğlu Ali Osman
Bayıroğlu Hüseyin
Çürükvelioğlu Ali
Çürükvelioğlu Mustafa
Seyisoğlu Ömer
Hıdıroğlu Tıp Osman
Dursun Çavuş
Daha düşmanın Görele'ye girdiği gün akşamı bu gurup düşman kumandanını kaçırmaya karar verir. Abdülmuttalip Efendi olayı şöyle anlatır: "Eski Belediye binasında bulunan düşman kumandanının etrafını sardık; ben en öndeydim. Kapıda bir nöbetçi vardı. İçerde Fazlı Efendi ile kumandan yüksek sesle konuşuyordu. Dayan Fazlı Efendi dayan diye bastım narayı. O anda arkamıza bir düşman deniz uçağı indi. Bu defa uçağı yakalamaya döndük. Uçak kaçtı, düşman askerleri de koşuşarak binanın etrafını tuttukları için gayemize erişemedik. Tam bir buçuk sene düşmanla savaştık. O bizi, biz onu takip ediyorduk. O bizi kıstırınca zayiat vermiyorduk. Bizse ona durmadan baskın yapıp köylere çıkarmıyorduk."
Halkın çetelere güveni artmıştı. Görele tarafında Kodakoğlu Halil, Eynesil'de Cebecioğlu Deli Bilal çeteleri kurulmuştu. 1917 yılında düşman tam bir tacizlik içinde bulunuyordu.
Bir de Topkaraoğlu Hüseyin'in hatırasını dinleyelim: İşgal günlerinde Ruslar halkı boğaz tokluğuna denecek kadar düşük bir ücretle inşaat işlerinde ve yük taşımada kullandılar. Bu devrede had safhada olan ekonomik buhranın acısı halka esaretin acısını unutturdu.
1917 yılının sonlarında Rus askerleri arasında itaatsizlik gözle görülecek duruma gelmişti. Bunun ardından ikiye bölündükleri ve çekilecekleri haberleri de yayınladı.
İşgal günlerinde Ermeni asıllı Rus askerlerinin saldırganlıklarına diyecek yoktu. Çocuk, kadın, ihtiyar demeden, saldırmaya mal, can, namus, arıyorlardı. Artan şikayetlerden dolayı Ruslar bu işi önlemeye çalıştılar. Bir de yerli Rumlar vardı. Önceleri o kara günlerimize sevinmekle beraber bize saldırmıyorlardı. Sonradan Torul'dan gelen Çemberlioğlu Kör Vasil, Ermenilerle işbirliği yapıp halkın malına, canına, namusuna saldırınca onlar da tutumlarını değiştirip, Türkleri hor ve hakir görür oldular.
İşgalin son aylarında çeteler yıpratma hareketlerini artırdılar. Yeniköy'de bir baskın düzenlediler. 1918 yılının Ocak aylarında Rus askerleri ikiye bölünmüştü. İlçelerde bulunan Tatarların anlattıklarına göre kaçanlar da vardı. Çeteler haberi aldılar. Ellerinden geldiği kadar düşmanı imha edeceklerdi. Ocak ayının sonuna doğru Ruslar ağırlıklarını Görele'ye, topladılar. Bir kısım askerleri inşa ettirmiş oldukları geniş kara yolu ile geri dönerken diğerleri Görele'ye gelen üç gemiye taşınmaya başladı.
O gece çeteler Görele'ye büyük çapta bir baskın yaptılar. Gemiler iskeleden ayrıldı. Askerlerin bir kısmı karadan kaçışmaya başladılar. Hayvanlarının hepsi ağırlıkların bir kısmı (savaş malzemesi) Görele'de kaldı. Kaçan Rus askerlerini Görele burnu denen yerde, Eynesilli Çeteler yakalayıp hakladılar. Bunun arkasından Türk askerleri Görele'ye geldiler.
Biraz da cepheden bahsedelim: Rus askerleri esaslı bir mukavemete rastlamadan Görele'den Harşıt'a kadar ilerlediler. Bizimkilerse sayıları bir bölük bile tutmaktan uzak bir halde; biri Beyazıt-Kırıklı hattından, diğeri sahilden Harşit çayına kadar çekilip cephe tuttular. Ekseriyeti gönüllülerden meydana gelen asker sayısı artırıldı. Soba borularına top süsü verilerek kazılan siperlere yerleştirildi. Eldeki tek top çeşitli yerlere götürülerek ateşlendi. Böylece fazla gösterildi. Burada büyük muharebeler oldu. Her defasında Ruslar büyük zayiat verdi. Artık tutunamayacaklarını onlar da anlamışlardı. Düşman yıpranmıştı. Birde aralarında, ikilik çıkınca taarruz sırası bize geldi. Tam bu sırada Rusların Kafkas ordusu lağvedildi. 18 Aralık 1917'de Erzincan'da Ruslarla bir mütareke imzalandı. Rusların bıraktığı boşluğu Ermeni taburları doldurup, Türkleri kitle halinde imha ettiği sırada, Vehip Paşa komutasındaki III. Ordu birlikleri altı koldan, Bitlis'ten Tirebolu'ya kadar harekete geçti. 13 Şubat 1918'de düşman Görele'den kesin olarak kovulmuştu. Ayhan Yüksel, Görele'nin Kurtuluşunu "Savaş Yıllarında Giresun" adlı yazısında şöyle anlatmaktadır:
13 Şubat 1918 günü Görele'de yönetimi bir Jandarma Üsteğmeni üzerine almış bulunuyordu. Görelenin kurtuluş haberi, Ordu ve Çarşamba dolaylarına göçmüş olan Görelelileri sevindirdi . Derhal geri geldiler. Gelenler gidenlerin yarısı bile olmaktan çok uzaktı. Ekseriyeti açlık ve koleradan ölmüşlerdi. Gerçekte Ordu ve Çarşamba çevresi halkı muhacirlere çok iyi davranmışlardı. Fazlasıyla yardım etmişti; fakat takatları bu kadarına yetmemişti. Dönen göçmenlerin bir kısmının evleri kasten yakılıp yıkılmıştı. Ne yiyecek vardı, ne de giyecek. O yıl bir de korkunç İspanyol Nezlesi salgını başladı. Binlerce insan ölüp gitti.

Kaynak:Görele gen tr'den bazı kısaltmalar yapılarak alıntı yapılmıştır.
Ekleme:22-01-2006

Sayfa:[1][2][3]

Karabörk Linkleri


Belediye



Ulaşım


Coğrafya


Turizm


Ekonomi


Nüfus


Eğitim


Sağlık


Spor


Karabörk Adı


Soy Kütükleri


Kültür-Sanat


Kemençecilerimiz


Bitki Örtüsü


Köyden Simalar


Toplum-Yaşam


Tarihi Eserler


Gelenek-Görenek


Şehit ve Gazilerimiz


Bizden Başarı Hikayeleri


İz Bırakanlar


Yararlı Bilgiler


Dernek Haberleri


Yerel Haberler


Kim Ne İş Yapıyor?


Telefon Numaraları


MSN Adresleri


Bunları Biliyormusunuz?


Kuşköy


Düğün İlanları


Köyden Fıkralar


Köyden Şiirler


Sis Dağı


Islık(Işıklık)dili


Gelinkaya Efsanesi


Mağaralar


Resimlerle Tarihimiz


Gurbette Karabörk


Büyüklerden İnciler


Basında Karabörk


Karabörk'de görev yapan ünlüler


İletişim


Duyuru






Karabörk'de Yaşayan
Son Çınarlar


Ulusal Linkler



Türkiye


Atatürk


Giresun


Bakanlıklar


Çevre


Tema Vakfı


Doğa Gönüllüleri


Kızılay


Bankalar


Döviz Kurları


Tübitak


Türkiye iş kurumu


Türk Dünyası


Osmanlı İmp.Sitesi


Ulusal Haberler


Uluslararası Haberler


Doğa Haberleri


İlginç Resimler


İstanbul Trafik Kameraları



Hava Durumu


Hayata Yön Veren Sözler


Seyahat Firmaları


Ulusal ve Yerel Gazeteler


Vergi Sorgulama


Kimlik No Sorgulama



Başarı Hikayeleri


Rüya Tabirleri


Acil Numaralar


Ulusal Fıkralar


Sağlık


Ulusal Şiirler


Şehirler Arası Uzaklık


Canlı TV ve Radyo


Şifalı Bitkiler


İlginç Olaylar


Sinema


Seyahat ve Gezi Rehberi
KARABÖRK BELDESİ
Ana sayfa yap
Sık Kullanılanlara Ekle
ANA SAYFA
KÖYDEN HABERLER
Z.DEFTERİ
RESİMLER
LİNKLER
GİRESUN
GÖRELE
KARABÖRK
T.OSMAN
FORUM
ÇANAKÇI