FAKÜLTEYE GİDEN YOLDA 28 YIL EVVEL ATILMIŞ BİR ADIM…
Sene 2008. Bugün, Görele’mize kurulacak olan
fakülteyi konuşuyoruz. Hukuki alt yapı tamam,
yerleşke inşaatını yapıyoruz.
Bundan çok değil, 28 yıl evvel denizden 25 kilometre içerde bulunan Karabörk köyünde elektrik yok, yol yok, iz yok, bina yok.
O günlerde Karabörk Ortaokulu kurulur bakanlıkça, kağıt üzerinde. Görele’li bir öğretmen de bu okulun müdürü, öğretmeni, hizmetlisi, kısaca her şeyi olarak tayin edilir.
Bugün geldiğimiz noktaya ulaşmamızda nakış nakış, satır satır emeği olan öğretmenlerimizden biri olan Abdurrahman Asilsoy’dan dinleyelim öykünün gerisini.
Eski adı ile Cimide, yeni adıyla Aydınlar Beldesinde başladığım eğitim yaşantımı tamamlayıp öğretmen olarak 6 Kasım 1978 tarihinde Rize’nin Güneysu ilçesindeki Merkez ortaokulunda Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak göreve başladım. Onbeş gün sonra da okul müdürlüğüne atandım.
Okul, değil o günkü şartlarda, bugünkü okullara göre dahi çok büyük imkânlara sahipti. Yaklaşık 250-300 öğrenci mevcudu vardı. Ne olur ne olmaz ihtiyaç duyulur diye okula tahsis edilmiş bir arabamız vardı. Öğrencilerin yararlandığı kütüphanemiz, pozitif bilim derslerinde tatbiki deneylerin yapıldığı donanımlı bir laboratuar, gündemi takip edeceğimiz, o günlerdeki son teknoloji televizyon, masa tenisi ve daha da önemlisi, sınav kağıtları ve ders notlarının rahatlıkla çoğaltıldığı ve yine o döneme göre son teknoloji teksir makinesi.
Mesleğe, Anadolu’nun kuş uçmaz kervan göçmez, aldı ay yolları kapalı, eşek sırtında bir gün gidilerek ulaşılabilen, tezek yakılan bir köyünde başlayabilecekken, Güneysu’da başlamak benim için iyi talihti.
Ancak, o dönem Türkiye için talihli günler değildi. Ülke bir şekilde çatışmanın içine itilmiş, gençler birbirine düşman kesilmiş, insanlar okudukları gazetelere göre sınıflandırılır olmuş ve memleket sathında alabildiğince karmaşa devam ediyordu. Bu karmaşanın en yoğun olduğu yerler de okullardı.
Bu sebeple, beni gurbete gönderirken zaten tedirgin olan rahmetli babam, olaylar sebebiyle olan tedirginliğini açıkça belli etmeyip, benim için endişelendiğini açığa vurmadan “Oğlum, ben hastayım. Yakın bir yerde görev yaparsan bize de faydan olur hafta sonları, bizim buralara yakın Karabörk’e ortaokul açıldı, gel seni buraya alalım” dedi. Ben de, babamı kırmamak için tayin istedim, adını babamdan duyduğum, bir göz dahi görmediğim, tanıyıp bilmediğim ve dahası okulu gerçekten açılmış mı diye sormadığım Karabörk Ortaokulu’na tayin istedim.
İsteğim kabul edildi, atamam Karabörk Ortaokulu’na yapıldı. 01 Eylül 1980 tarihinde, daha önceleri sadece adını duyduğum Karabörk Köyüne gittim.
Köye vardım, köydekilere kendimi tanıttım. Okulu sordum. Birkaç kişi beni yanlarına aldılar, beraberce bir mezarlığın yanında yürümeye başladık. Sonradan adını öğrendiğim, “Uzun Ali” namıyla meşhur Ali Kayacı’nın evinin zemin katında, bakımsız, nemli, karanlık ve neredeyse ahır gibi, üç odadan oluşan bir yere girdik. Köyde elektrik yok. Okula memur olarak tayin edilen “Kâtip” lakaplı Muzaffer Demir beni öğretmenler ve kendisi için oda olarak düzenlemeye çalıştığı yere götürdü.
Okul demeye bin şahit lazım, dışarı çıktım, karşıki dağlara, dağların beline saçılmış evlere, yolun kenarındaki mezarlıklara baktım. Az öteden gelen derenin çağıltısı kulaklarımı doldururken, kafamda bin bir türlü düşünce dolaşıyordu. Nasıl yapacağımı bilemediğim görevime, okul müdürlüğü ve öğretmenliğe devam edeyim mi, yoksa bu koşullarda çalışmaktansa istifa mı edeyim diye kara kara düşünmeye başladım.
Bir saate yakın, düşündükten sonra, “burası da benim köyüm gibi, benim memleketim, şartlar kötü diye vazgeçmek olmaz” kararına vardım.
İlk iş olarak, böyle bir binadan okul olmayacağını ve okulun, köylüler tarafından yaptırılmış olan ve üst katında Toprak Mahsulleri Ofisinin satacağı buğdayları depolayıp buğday satışını yaptığı köy binasının alt katına taşınması gerektiğini söyleyip, köy binasının alt katını okula çevirdim.
O zamanlar köyün ileri gelenlerinden ve yakın esnaftan rahmetli Muhammet Köse, Hasan Karaman, Mehmet Köse, Kepco Mustafa Karaman, Hasan Köse ve oğulları rahmetli Neşet Köse ile Enver Köse, manifaturacı Cemal Karadirek okulun köyde kurulup kalmasında çok büyük destek ve gayret gösterdiler.
O dönemde Karabörk Ortaokluna tayin olan öğretmen arkadaşlarımla, çok zor şartlarda çalıştık. Karadeniz’de, denizden sadece 25 kilometre içerideki bir köyde bu şartların olması, yaşamayanlar için şaka zannedilebilir.
Hasan Köse’nin bakkalı, oğlu Enver’in arabası, Mehmet Karaman’ın (Fılîk Mehmet) atölyesi, Turan Köse’nin (Fırıncı Ali) fırını, Mustafa Karaman’ın (Kepco) telefonu, Hasan Karaman’ın (Fılîk Hasan) kahvesi velhasıl bütün köylüler, o şartlarda görev yapabilmemiz için ellerinden gelen her türlü yardımı yaptılar, geri dönüp baktığımda, ne kadar teşekkür etsem az diye düşünüyorum.
Güç bela, okulu açıp eğitim yapmaya hazır hale getirdik. Milli Eğitimden bir müfettiş geldi, okul dediğimiz odaları, binayı inceledi güya ve gitti. Daha sonra, sıhhi şartları denetlemek için Görele’den bir doktor gelecek dediler, bir gün doktor geldi.
Dr.Sefa Kaçar idi okulu incelemeye gelen doktor. Kendisi de Göreleli idi ve abisi, benim liseden sınıf arkadaşımdı. Okulu inceledi, “Hoca burada okul olur mu, burada çocuk barındırılmaz, okul olmaz, ben buraya olumlu rapor veremem” dedi. Ben de, “burası bizim memleketimiz doktor bey, biz bu okulu düzeltiriz” diye kendisine taahhüt verdim, sağ olsun olumlu rapor verdi. Belki, o nemli, küf kokulu, duvarlarından su sızan binaya olumlu rapor almak, bunun için yalvarıcı, ricacı olmak çocukların sağlığı için iyi değildi. Ama, Karabörk ve yukarı köylerdeki çocukların gelecekleri, eğitimleri için riski göze almak gerekiyordu.
Okulun müdürü ve sosyal bilgiler öğretmeni tamam, sıra diğer öğretmenlerdeydi. Ancak, Karabörk’e tayin olan öğretmenler gelip okulu gördükten sonra köyde kalmak istemiyorlardı. Kiralanabilecek ev yok, elektrik yok, lokanta yok. Ben, Karabörk’ün sırtını dayadığı dağların arka yüzündeki köyden geliyorum ve şartları biliyorum ama, gelen öğretmen arkadaşlar Marmara’dan, Ege’den, şehirlerden gelmişlerdi.
Köyde elektrik yok, sosyal yaşam ilkokul, cami ve sağlık ocağının yönlendirmesi ile şekilleniyor. Bir de gurbetçiler sayesinde dışarıya açılan penceresi var. Rahmetli Neşet Köse, hafta içi sabah namazından sonra Görele’ye giden minibüsün şoförü olan kardeşi Enver’e her gün gazete getirtiyordu. Biz de o gazeteler ve akşamları dinlediğimiz radyolar vasıtasıyla Karabörk’ün ötesinde kalan dünya ile iletişim kurabiliyorduk.
Öğretmenleri köyde tutabilmek için bin bir türlü çareler üretiyordum. Bunun için tek destek de, rahmetli Muhammet Köse olmak üzere Karabörk halkından geliyordu. Muhammet Hoca, kendisi de yıllarca öğretmenlik yaptığı için, eğitimin ve köydeki ortaokulun değerini iyi biliyor ve köyüne açılan okulun yaşaması için hem maddi anlamda çabalıyor, hem de bize olabildiğince moral destek veriyor, beni ve diğer öğretmen arkadaşlarımızı şevke getiriyordu.
Bahsettiğim sıkıntı ve imkânsızlıkların içinde, köylülerin yaklaşımı olmasaydı, sanırım o ortaokul hâlâ kapalı olurdu. Köylüler, köydeki okulun yaşaması, açık kalması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. O dönem, bugünkü iletişim kolaylığı ve modern yaşama ait her şeyin köydeki en ücra eve kadar girdiği günleri yaşamıyorduk ve o yüzden de köylülerle saygı ve sevgi ile şekillenen, onların bizden bir şeyler öğrenmek ve ihtiyaçlarımızı temin için hep etrafımızda oldukları, öğretmen sözünün değer ifade ettiği dönemlerdi. Beni Karabörk’te tutan, köylülerin bana “bizim için bir şeyler yapabilirsin” duygusunu hissettirmeleriydi.
İlkokul, daha önceden açılmıştı ve ilkokulda sınıf öğretmenleri ile müdür Selahattin Dede görev yapıyordu. Çanakçı deresinin en meşhur öğretmeni Ali Karasakal da, o dönemde Karabörk’te öğretmendi. Ortaokulun kurulmasında onlarında büyük desteği oldu.
Bir süre sonra, Ahmet Özcan isimli, şimdi rahmetli olmuş Akköy’lü bir öğretmen tayin oldu köye. Ben Cimideli, O Akköylü el ele verip daha bir şevkle çalışmaya başladık. Rahmetli Ahmet öğretmenin gelmesinden sonra okulda başarılı olacağımızdan iyice emin oldum ve bunda da başarılı olduk.
Öğretmenler odası olarak kullandığımız oda, köy binasının zemin katında, dükkan olarak kullanılan bir yerdi. Bir gün, Ahmet bey okulun kapısında otururken köylünün biri gelmiş, “ben tıraş olmak istiyorum” demiş. Ahmet bey de adama “gel” demiş, okulun kapısında sandalyeye oturtmuş. Öğretmenler odasındaki havluyu alıp adamın dizine serip, “az bekle” diyerek öğretmenler odasına girip oturmuş. Dışarıdaki “müşteri” epeyce bekledikten sonra içeri öğretmenler odasına gelip Ahmet hocaya “nerede kaldın” diye sitem etmiş. Rahmetli Ahmet bey, adamın koluna girip dışarı çıkmış, tabelayı gösterip “ne yazıyor burada” demiş, adam “Karabörk Ortaokulu” diye okuduktan sonra dönüp, “kusura bakmayın hocam, ben burayı berber zannettim” demiş. Garip olan, seneler sonra Karabörk’e gittiğimde gördüm ki, köylünün 27 yıl evvel berber zannettiği öğretmenler odası, o zamanlar daha doğmamış olan bir genç tarafından berber dükkanına çevrilmişti.
Bir başka gün, adam gelmiş öğretmenler odasının sokağa açıldığı kapıya katırını bağlamış. Görünce şaşırdık, sahibini soruşturduk. Çevredekiler biraz sonra sahibini getirdiler. “Neden okul kapısına katır bağladın” diye sorunca adam hiddetlenip, “ben okul olduğunu nerden bileyim, o yüzden bağladım” dedi. O kadar kızmıştı ki, neredeyse bizi dövecekti.
Ahmet Özcan hoca hastalandı, tedavi olmak için Trabzon’da hastaneye yattı. İyileştikten sonra 4-5 yıl daha Karabörk Ortaokulunda beraber çalıştık. Bir gün, “buradaki sorunlarla, sıkıntılarla uğraşmak artık beni çok yoruyor, dayanamıyorum, tayin isteyeceğim” dedi. Balıkesir’i istedi ve tayin oldu. Ahmet Özcan, aynı yörenin insanı olmamız ve Karabörklüler ile kurduğumuz ilişkide benimle beraber hareket edip, birbirimizi kolayca anlamamız sebebiyle, Karabörk Ortaokulu hikâyemdeki en önemli yere sahip meslektaşımdı.
Uzun yıllar, tayin istemek hiç aklıma gelmedi. Oraya, o okulu yerleştirmek, kurum olarak sağlamlaştırmaktan başka bir düşüncem yoktu. Gençliğimin verdiği güç ve Karabörklülerin desteği, misafirperverliği ve eğitime olan inançları sayesinde Karabörk Ortaokulu yerleşti, hem Karabörk hem çevre köyler için önemli bir etkinliğe kavuştu.
O döneme kadar lise eğitimini, yüksek eğitimini tamamlamış fazla köylümüz yoktu. Karabörklü olup o tarihe kadar yüksek eğitim yapmış kişi sayısı, bir elin parmaklarını ya geçer, ya geçmezdi. Zonguldak’ta avukatlık yapan Osman Yaylı, PTT müfettişi Muzaffer Özgür (Sordi), eğitim enstitülerini bitirip öğretmen olarak görev yapan birkaç meslektaşım ile ortaokulu, imam hatiplerin orta kısımlarını tamamlayıp ormancı, imam vs. görevlerde çalışan birkaç kişi dışında, köyün gençleri işçi olarak gurbete çıkmaktan başka imkâna sahip değildiler.
O yüzden, Karabörk’e giderken bir düşüncem de, “köydeki çocuklar en azından ortaokul mezunu olsunlar da, belki ormancı yada başka görevlerde memuriyet alırlar” idi. Ortaokul eğitiminden sonra liseyi bitirip, daha sonra üniversite eğitimi yapmalarını gönlüm istiyordu ama o şartlar altında, öğrencilerimin bunu başarmaları benim için sadece iyi bir temenniydi.
Ben Karabörk’te iken muhtar seçilen Fırıncı Ali (Turan Köse) eğitime ve eğitimciye çok değer veriyordu. Onun izni ve çabaları ile mezarlık ile derenin arasındaki çalılık, dikenlik alan açılıp top sahası yapıldı. Dozerler günlerce taş temizledi, öğrencilerimiz ellerinde kürek kazmalarla çalıştı, bugün bir kısmında belediye binasının da olduğu alanı açtılar. Bodrum ve zemin kattan ibaret köy binasının üzerine, tamamen ortaokul olmak üzere yeni bir kat yaptırdı. Bu kat, güneş gören, her sınıfın ayrı bir odası olduğu 3 derslikli, küçük bir laboratuarı, tuvaletleri, öğretmenler odası ve ayrı bir müdür odası olan şirin ve insanın içini ısıtan, nereden nereye gelindi dedirten bir okuldu.
Yeni ortaokul yapıldığında, ben de Karabörk’deki öğretmenlik serüvenimin dokuzuncu yılını doldurmuştum. Tayinim çıktı ve 9 yıldan sonra Karabörk’e veda ettim.
Karabörk’te görev yaptığım süre içinde eşim ve diğer meslektaşlarımın eşleri, hanım meslektaşlarımız Karabörk’lü hanımların can yoldaşı, arkadaşı idi. Orada iki çocuğum dünyaya geldi. Benim görev yaptığım dönemde köye gelip giden öğretmen arkadaşlarım oldu. Köye geldiler, orada evlenip çocuk sahibi oldular. Benden evvel tayin olup gidenler oldu. Yukarıda Kuşköy’de, Deregözü’nde görev yapan öğretmen arkadaşlarımız, aşağıda Çanakçı’da, Akköy’de görev yapan arkadaşlarımızla yağmurların izin verdiği bahar ve güzlerde toplanıp voleybol turnuvaları yaptık.
Öğrencilerimizle sevinç içinde geziler düzenledik Kuşköye, Çöçen dere boylarına… Gençlik Bayramları yaptık, Cumhuriyet Bayramlarında haftalarca tören provaları, halk oyunu gösteri hazırlıkları yaptık. Yağmurun göz açtırmadığı günlerde Fılîk Mehmet’in atölyesinden getirilen talaşlar, bıçkı tozları ile okulun toprak bahçesindeki göletler doldurulup bir iki saat içinde törenler düzenledik.
Karabörk ve başta o derenin çocukları öğrencilerim olmak üzere Karabörklüler ile dolu dolu dokuz yıl geçirdim. Onların, bulundukları şartlardan daha iyi şartlara, daha yüksek mevkilere çıkmaları için çabaladım. Şimdi, kendimi Karabörktekiler kadar oralı hissediyorum.
Bugün, yetişmesinde emeğim olan çocukların yetişmiş ve iş güç sahibi olduklarını görüp, Karabörk Köyünün artık Karabörk Beldesi olarak anılmasını duydukça o günlere gidiyorum. Yirmi yıl içinde insanların ve köyün aldığı mesafede, ilk on yılına hizmet eden birisi olarak payımı düşündükçe emeklerimin boşa gitmediğini görüp gurur duyuyor, mutluluk hissediyorum.
Karabörk’te doğan çocuklarım, eşim ve ben Karabörk’ü hâlâ çok seviyoruz. Sanırım, ben o çocuklara ders verir, yetişkinlerle senelerimi paylaşıp bir şeyler vermeye çalışırken, ben de onlardan Karabörklülük almışım.
O köyde, o şartları yaşayıp, bizim okulu yerleştirmeye çalıştığımız dönemde öğrencim olan Avukat Aydın Sordi başta olmak üzere öğrencilerime de teşekkür ediyorum. Bugün, onların geldikleri noktayı ve benim o gün hayalim olup kimsenin inanmadığı şeyleri başardıklarını görünce, ayrı bir gurur duyuyorum.
Bana o günlerde destek, ümit ve güç veren üstad öğretmen rahmetli Muhammet Köse ile kader arkadaşlarımdan Ahmet Özcan öğretmeni ve köyden vefat edenleri rahmetle, başta Ali Karasakal ve Selahattin Dede öğretmenler olmak üzere, hayatta olanları esenlikle ve saygı ile anıyorum.
Abdurrahman Asılsoy, Emekli Öğretmen.
Kaynak:gorele.gen.tr
16-04-2008
BU YAZIYA YORUM EKLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
BU YAZIYA EKLENEN YORUMLAR
SAĞOLASIN HOCAM
Sayın hocam, beni aldınız hiç bir zaman kopamadığım köyüme ve bende sizin derin izlerinizin ve emeklerinizin olduğu o yıllara götürdünüz. Fakirliğin, yoksulluğun acımasızca yaşandığı o yılları bir kez daha hatırlattınız bana ve sanırım Karabörkde sizli dönemleri yaşayan Karabörk gençliğine. Sizin önünüzde bir kez daha saygı ile eğiliyorum ve ellerinizden öpüyorum.Hayatımda örnek aldığım ve her fırsatta adından saygıyla bahsettiğim 3-5- kişiden birisiniz. Saygılar hocam....
İBRAHİM CIRIT (26-04-2008)
ELİNE SAĞLIK HOCAM
Değerli Hocamızın Karabork-Kuşköy-Çöcen-Deregözü-kahraman köylerinde yaşayan onlarca insana emeği geçmiştir. O öyle bir eğitimci ve öyle bir idareci idiki ben 35 yaşındayım kulağımı çekerken duyduğum acı hala hafızamda... Onun yaraTtığı kodes Yani bizi sorguladığı. hırpaladığı odanın küf kokuları burnumda tütüyor..Halbuki ben teşekkürle bu okulu bitirmiş bir insanım.. Yine de bizim başarımız için en ufak bir hatamızı kabullenemezdi. O yüzden bu başığı yazdım, saol Hocam...
yıl 1987-88 fırıldak osmanın kahvesi gece kuşköyünden maça geldim kahveye beni görünce napıyon burda dedi, bende dayımlara geldim dedim, ama ne çare osmanı çağırdı neden talebeleri kahveye alıyorsun diye fırçaladı... Ne yazıkki osman da beni dışarı çıkardı. o gün çok üzülmüştüm... bunlarla ilgili anılarımı bu site de yazı olarak en kısa zamanda yazacağım..
hocama ve tüm karabörk ve kuşköylülere saygılarımla 53 Rıfat KÖÇEK....
Rıfat KÖÇEK (4/26/2008)
yorum
selam unutulmayan dostlardansınız.yazınızla yaşayamadığım köy yaşamını bana yaşattınız.keşke herkes köyy anılarını sizin gibi güzel anlatsa da gençler biraz özense. sevgiler
selma özbay (4/20/2008)
teşekkür
Hocam bizi o kadar güzel anlatmışsınki bizlerde siz öğretmenlerimizle gurur duyuyoruz iyiki sizlerle tanışmışız.Sizlere saygı ve sevgilerimi iletiyorum.Keşke eğitimin o günleri ve yaşam şartlarını şimdiki gençliğe gösterme imkanımız olsa.Bence o günlerdeki yaşantılar gerçekti bu gün her şey göstermelik.Bütün Karabörk halkı adına sizlere saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.
Arslan Karaman (4/18/2008)
Yapılan Hizmetler Unutulmaz,Unutulmamalı
Saygıdeğer Öğretmenimizin,yazısını okudum,28 yıl önce ben 4 yaşındaydıım.Yazıyı okuyunca insan duygulanıyor.O günlerde verilen hayat mücadelesi ,yokluk içinden bir şeyler yapmaya çalışmak,hepimize örnek olması gereken bir olay.Ben Ortaokulu Çanakçı'da okuduğum için öğrencisi olamadım,ama kendilerini iyi tanıyorum,saygılar sunuyorum.İlkokul öğretmenim Ali KARASAKAL ve Okul Müdürüm Selahattin DEDE'ye bu vesileyle sağlık sıhhat ve uzun ömürler diliyorum.Sevgilerle....
Halis DEMİR (4/18/2008)