Efsanelerin Kızı Gelinkaya

Gelinkaya

Bir efsanedir Gelinkaya. Yıllar, belkide asırlardan beridir halk dilinde anlatıla gelen bir efsane. Sis Dağı'nın eteklerine yaslanmış, mahmur, hüzünlü, kaç yazı, kaç kışı geçirdi bilinmez. Kaç tane hazan mevsimini içinde yaşadı kimbilir.

Yıllardır yaslanır durur o meşhur Sis Dağı'nın eteklerine. Sadece Sis Dağı'na meşhur dersek kendisini kızdırırız belkide. En az Sis Dağı kadar kendiside meşhurdur Gelinkaya'nın.

Yurdumun birçok yerinde insanlar, teknolojinin evlere girmesi sonucu öğrenmişlerdir kendisinin hüzünlü hikayesini. Belki acımışlar, belkide gelip görmek istemişlerdir.

Tıpkı Sis Dağı gibi, ona yapışık olan Gelinkaya'da yıllardır Karabörk'ü ve Kuş Köyü'nü beraber seyrederler. Karabörk merkezine tepeden, mahallerine karşıdan bakan Gelinkaya belkide ne sırlar saklar içinde. Dili olsada bir konuşabilse...

Gelelim efsanemizin konusuna.....

Zamanı belli olmayan bir devirde, bir kaynana ve bir gelin varmış. Bunlar geçimini hayvancılıkla sağlarmış. Kaynana zalim, gelinde mazlum mu mazlum. Günlerden birgün gelin hayvanları otlatmak için Sis Dağı'nın eteklerine koyulur. Hayvanlar otlarken, gelin bir ağacın dibine oturur. Zalim kaynananın acımasızca sürekli çalıştırdığı gelin yorgundur. Otururken uykuya kalır. Epeyce uyur ve uyandığında akşam yaklaşmıştır. Bir bakar hayvanlar ortalıkta yok. Başlar aramaya. Arar arar bulamaz. Akşam iyice yaklaşır, hava kararmaya başlar. Gelini alır bir korku. Hayvanları bulmadan eve gitse kaynana korkusu, dağda kalıp aramaya devam etse etrafı saran yabani hayvan korkusu.

Zaman hayli ilerler, artık gece olmuştur. Korku ta yüreğine işler. Yabani hayvan sesleri duyulmaya başlar. Ne aradığı hayvanlarını bulur, ne de eve dönebilir. Bütün hayvanları isimleriyle çağırır ama yok, yok, yok. Yabani hayvan sesleri iyice yaklaşır. Korku her yönüyle iyice yüreğine inmiştir. Artık çaresizdir.

O anda yaradana sığınır. Ellerini havaya açar. "Allahım!Ya beni taş et dondur, ya da kuş et uçur!" der. İlk isteğini kabul eder Yaradan ve onu, oracıkta taş eder, dondurur.

İşte zamanı beli olmayan bir devirde böyle oluşur Gelinkaya Efsanesi.

O gün bu gündür, Babadan oğula, Anadan kıza anlatılır durur bu efsane. Yıllarcada sürüp gidecektir. Belki kimi genç kızın yaşadıklarına tercüman olacak, belki de kimi insanları kendine acındıracaktır Gelinkaya. Ama o hep tepeden Karabörk'ü, dünya var oldukca seyreyleyecek ve daha nice olaylara dili dönmesede şahitlik edecektir.

DERLEYEN:İBRAHİM CIRIT
2006

Aynı efsanenin Giresun valiliği sitesinde ki anlatımı

Gelinkaya Efsanesi

Giresun ilinde halkın “Gelinkaya” diye isimlendirdiği ve adına efsane izafe ettiği iki mekân vardır. Bunlardan biri Görele taraflarında Sisdağı´nın güneybatısında yer almaktadır. Çanakçı Kuşköy´ün de doğusuna düşen bu doğal kayalık, Sisdağı´nın yamacına yaslanmış, 30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümündedir. Halk arasındaki yaygın söylence şöyledir:

Yıllar önce güzel bir gelin ve çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu varmış. Karı kocayla birlikte oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Ailenin geçimi, hayvancılığa dayalıymış. Yaşlı kaynana, karı - koca ve bir çocuktan oluşan bu mutlu aileyi kıskanıyormuş. Kaynana çok titiz ve geçimsiz birisiymiş. Gelin, çoktan bu yaşlı acuzeyi terk edip gidecekmiş. Ama kocasını ve çocuğunu da çok seviyormuş.

Bir gün, genç gelin, yanında çocuğuyla birlikte, Sisdağı´nın yamaçlarına ineklerini otlatmaya gitmiş. İneklerden Sarıkız diye adlandırılanı çok hoyrat, dik başlı; ötekilere uymayan, onlardan ayrılıp ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç gelin, bebeğini avutup emzirirken, sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki sığırlardan ayrılıp, ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra ineğin yokluğunu, yittiğini fark etmiş, hemen aramaya başlamış.

Genç gelin, Sarıkız´ı bulabilmek için Sisdağı´nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Aramadık yer bırakmamış, ama nafile yine bulamamış. Akşam yaklaştıkça, yüreğini korkular sarmaya başlamış. Eve gitse kaynanadan; dağda kalsa kurttan kuştan korkarmış. Çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir süre daha ormanda dolaşmış durmuş. Ama hiçbir iz bulamayınca, ağlaya başlamış. Gözyaşları akan derelere karışmış. Karanlık iyice bastırıp, gecenin yüreklere korku salan sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Artık yapabileceği hiçbir şey kalmayınca Kıbleye dönüp Allah’a yalvarmış:

-"Allah’ım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur!" demiş. Gelinin yalvarışları kabul edilmiş ve o anda taş olup kalmış.

2014